Üstün inekler

Tarım Bakanı Gökalp tarihe geçecek şeyler söylüyor: 'Türkülerimizi dikkatle dinleyenler...

Tarım Bakanı Gökalp tarihe geçecek şeyler söylüyor: 'Türkülerimizi dikkatle dinleyenler, ritimlerin arasında atların nal seslerini duyarlar' demiş geçenlerde. O zamandan beri pür dikkat türkü dinliyorum,
'Susun çocuklar, nal sesi gelecek mi bakalım' diye evde terör estiriyorum.
Kulağım yeteri kadar duyarlı olmadığından mıdır nedir, henüz nal sesine rastlayamadım. Ne 'Ankara'da yedim taze meyveyi' ne 'Manda
yuva yapmış söğüt dalına' ne 'Halime'yi samanlıkta bastılar, fistanını gül dalına astılar' ne 'Ar gelir Hüsmen ağama ar gelir, Nazife de hanıma karyola dar gelir' ne
'Ayağında potini var zengin mi sandın' ne
'İlimon ektim taşa, bitmedi kaldı kışa' ne
'Telgrafın direkleri semaya bakar' ne de
'Ben hâkime danıştım, sen benim olacaksın' türkülerinde nal sesi filan duyamadım.
Daha çok mizah, cinsellik ve kaderinden yakınan bir halkın sesi çalındı kulaklarıma.
Ama sayın Gökalp'ın elbette bir bildiği vardır, benim işitemediğim sesleri duyması, bilemediklerimi bilmesi mümkündür. Geçenlerde 'Her gün bir milyon çocuğa süt kampanyası' başlatıldı. Çok da iyi edildi. Sayın Bakan bu vesileyle ilginç görüşlerini dile getirdi: 'İçtiğiniz Türk ineğinin sağlıklı sütleridir' dedi çocuklara, 'helalı hoş olsun.'
Bir Türk bakan tarafından, Türk basını önünde, Türk seçmenleri hedeflenerek, Türk mikrofonlarıyla yapılan bu önemli açıklamayı duyan Türk öğrenciler, Türk kulaklarını diktiler, Türk kalemleriyle bu veciz ifadeyi Türk defterlerine Türkçe olarak yazdılar, içlerinden birisi Türk parmağını kaldırarak Türk'e yakışan bir soru sordu: "Türk ineği olmayanların sütlerini içmeyelim mi sayın Bakanım."
'İçmemelisiniz' dedi sayın Bakan 'bu Batılı, Hıristiyan, Anglo-Sakson, Slav, Katolik ve Protestan ineklerinden her türlü kötülük bulaşabilir. Türklüğünüze zarar gelebilir. Biz bu Türk ineklerini özel olarak geliştirdik, oluşturduk. Sütümüzün ve kanımızın saflığını korumalıyız. Orta Asya'dan koşarak gelip Akdeniz'e kısrak başı gibi uzanan atalarımız aslında birer biyoteknoloji uzmanı ve genetik bilginiydi. Yoğurt, peynir, pastırma onlar sayesinde bulundu. Pantolonu, demokrasiyi ve kımızı da atalarımız buldu.'
MHP'li bakanlara, özellikle Sağlık ve Tarım Bakanlarına şükran borçluyuz. Onlar sayesinde ırkımızın üstün özelliklerini öğrendik. Hayvanları bile milli özelliklerimize göre yeniden biçimlendirdik. Sadece ineklerimizin değil, geçenlerde Kangal köpeğinin de 'Türk köpeği' olduğunu öğrenmek hepimizin koltuklarını kabarttı. Bunlar, uygarlığa yaptığımız önemli katkılar olarak kayıtlara geçecektir.
Yalnız, büyük bir tereddütle ve çekinerek de olsa (zira şu andan itibaren ineklerimizi ve Kangal köpeklerini eleştirmek milli duyguları rencide edebilir) aklıma takılan bir soruyu sormalıyım: Bizim cins ineklerin çoğunun babası veya kocası Hollandalı değil miydi? (Padişahlarımızın çoğunun analarının ecnebi olması gibi.) Bu durumda Türklükleri biraz kuşkulu olmuyor mu?
Bana sorarsanız, ineklerin fikrini sormadan onlara milli bir kimlik vermek hiç de demokrasiyle ve hayvan haklarıyla bağdaşan bir tavır değildir.
Bir de dünkü 'Radikal Cumartesi'de çıkan Ülkü Tamer'in bir sözü düşündürdü beni. Tamer, hayvanlarımızdan söz ederken, 'Onlar bizim hayvanlarımız değil, biz onların insanlarıyız' diyordu.
Bu iş biraz da neye, nereden baktığınıza bağlı galiba.