Vay anasını!

Bazı şeyler pek hesaba kitaba gelmiyor. Dün Hakkı Devrim'in köşesinde görünce gözlerime inanamadım. Türkiye'de cep telefonu sayısı 2003 yılında 27 milyon 887 binmiş.

Bazı şeyler pek hesaba kitaba gelmiyor. Dün Hakkı Devrim'in köşesinde görünce gözlerime inanamadım. Türkiye'de cep telefonu sayısı 2003 yılında 27 milyon 887 binmiş. Bir yıl sonra 34 milyon 707 bin olmuş. 2005'te 43 milyon 608 bine yükselmiş. Ve geçen yıl 53 milyon 450 bin olmuş!
Sevgili Hakkı bey kendisini tutamamış, 'Vay anasını sayın seyirciler!' demiş!
Evet, gerçekten 'Vay anasını!'
Türkiye'nin nüfusu 73 milyon civarında olmalı. Demek ki 20 milyonun dışında ortalama olarak hemen her vatandaşımızın başına bir telefon düşüyor. O 20 milyonun da çocuklar olduğunu düşünürsek, her yetişkin vatandaşımızın bir cep telefonu var demektir! Birden fazla telefonu olanlar elbette vardır, ama sonuçta bu tablonun pek fazla değişeceğini sanmıyorum.
Tabii şu soru hepinizin aklına gelmiştir: Nasıl olur da Türkiye gibi fakir bir ülkede hemen herkesin cebinde bir telefon olur?
Bu sorunun üç yanıtı var. Birincisi, Türkiye hiç de sanıldığı kadar fakir bir ülke değildir. Ulusal gelir rakamları yanıltıcıdır. Afrika, Asya, Güney Amerika gibi yerlerde gezme şansım olduğunda kâğıt üzerinde bizimle aynı gelire sahipmiş gibi gözüken ülkelerin bizden çok daha kötü koşullarda yaşadıklarını düşünmüşümdür hep.
Ya da kâğıt üzerinde kişi başına düşen geliri bizimkinin sekiz-dokuz katı gözüken Batı ülkelerindeki yaşam düzeyinin gerçekte hiç de o kadar farklı olmadığını düşünmüşümdür.
Kuşkusuz ki bunlar gözlemlere dayalı izlenimler. Fakat milli gelir hesaplamalarında bir yerde yanlış yapılıyor olması da mümkündür, değil mi?
İkinci açıklama, sosyolojinin ekonomiyi yendiği noktadadır. Buna göre, Nâzım'ın ifadesiyle, biz konuşmayı şehvetle seven bir ulus olmalıyız. O kadar seviyoruz ki, ekmeğimizden kesip telefon alıyoruz. Bir kez aldıktan sonra konuşacak paramız yoksa da ne gam, başkaları ararsa konuşuruz!
İkinci bir sosyolojik olgu, telefonun bir toplumsal statü belirleyicisi durumuna gelmesidir. Cep telefonu, orta sınıfın göstergelerinden birisi olmuştu (en azından yakın zamana kadar). Üstelik bir alt sınıfta olanların da nispeten kolaylıkla ulaşabileceği bir gösterge. Cep telefonuna karşı yönelen bu istek, toplumdaki sınıf atlama arzusunun ne kadar güçlü olduğunun da bir göstergesidir. Türkiye çok dinamik olan, yönetilmesi hiç de kolay olmayan bir toplum.
Geçen gün bir iktisatçı arkadaşım, özel yükseköğretim kuruluşlarının pek çoğunun ekonomik açıdan anlamının kalmadığını söylüyordu: "Özel eğitim kuruluşları çok pahalı. Buna karşılık buralardan mezun olan gençlerin iş bulma şansı da fazla değil. İş bulsalar bile ayda ellerine geçecek olan birkaç yüz lira, yaptıkları yatırımı karşılamaktan çok uzak. Çocuklarını neden bu okullara gönderiyorlar? Diplomanın orta sınıf saygınlığındaki hatırı için!"
Üçüncü açıklamaya gelince, sanırım ne birinci açıklama ne de ikinci açıklama sadece kendi başına geçerlidir. Her ikisinin de belirli oranlarda etkili olduğunu düşünüyorum. Yani Türkiye gözüktüğü kadar fakir olmayan ve çok güçlü bir sınıf atlama isteğinin bulunduğu bir ülkedir.
İyi yönetilirse, AB'ye girse de, girmese de kendi ayaklarının üzerinde duracak potansiyelleri olan bir ülke.