Yalnız ölüm

Okullar başladı. Milyonlarca baba, milyonlarca çocuğa, "Bak evladım" dedi, "nice fedakârlıkla seni okullara gönderiyoruz. Oku adam ol, diye.

Okullar başladı. Milyonlarca baba, milyonlarca çocuğa, "Bak evladım" dedi, "nice fedakârlıkla seni okullara gönderiyoruz. Oku adam ol, diye. Sakın ola ki tembellik etmeyesin. Çalışırsan başarılı ve mutlu olursun?"
Gerçekten çok çalışmak mutluluk getiriyor mu?
Bir hayli tartışmalı. Zengin ulusların fakir uluslardan daha mutlu olduğunu söyleyebilir miyiz? 'Dünya Değerler Araştırması'na göre, fakir toplumlar da pekâlâ mutlu olabiliyor.
Zenginliğin getirdiği yararlardan birisi 'uzun yaşamak'. Daha uzun yaşamak, daha mutlu olmak anlamına gelir mi? O tartışmalı.
Çok uzun yaşamak, sonuç olarak 'yalnız ölmek' anlamına gelebiliyor. Amerika'da yalnız ölmek istemeyen paralı ihtiyarlara hizmet veren bir şirket kurulmuştu. İşleri nedeniyle babalarının son nefesine yetişemeyecek oğulların, eşlerin, arkadaşların yerini tutma iddiasında bir şirket.
Tabii makul bir ücret karşılığında!
Japonlar da Amerikalılar gibi çok çalışır. Uzun yaşar. Geçenlerde böyle uzun yaşayan Japonlardan birinin cesedi bulundu. Bir süre kira ödenmeyince ev sahibi gelip kiracısına bakmış ki ne görsün, kiracısı üç yıl önce ölmüş! Geriye televizyon karşısında sırıtıp duran iskeleti kalmış! Üç yıl boyunca kiralar bankaya verilen otomatik ödeme talimatıyla ödeniyormuş.
Belli ki üç yıl boyunca meraklı ve ilgili bir ziyaretçisi de olmamış. Böyle yaşamak da bir çeşit ölüm olmuyor mu? Nitekim Japonya'da bir yılda gerçekleşen 32 bin intihardan 11 bini yaşları 80'i aşanlarda görülmektedir.
Yalnız ölümlerin önemli bir nedeni yaşlılığın bizatihi kendisi. Yaşı 80-90 olan kişilerin çocukları da, genellikle 60-70 dolaylarında oluyor. Kendileri yardıma muhtaç olan bu insanların ana-babalarına bakmaları zor.
2055 yılında yaşı 65'i geçmiş olan Japonlar nüfusun yüzde 40'ını oluşturacak. 2020'de Tokyo'da yaşı 75'i geçmiş insan sayısı 4.9 milyon olacak.
Şimdi her yıl yalnız ölen Japonların sayısı 20 bin! Tüm ölümlerin yüzde 2'si.
Kalkınmanın, gelişmenin hesaba katılmayan bir boyutu da bu galiba.
Bedri Rahmi'nin dediği gibi: "Sana büyük şehirlerden bahsedeceğim,/En büyük camiler orda kurulur/En küçük mezarlar orda kazılır/En kara yazılar orda dizilir/Yüksek minarelerde selâ verilir/Civar hanelerde zina edilir./Büyük şehirlerde yalan söylenir tosunum./Halbuki küçük köylerin/Mezarlığı bile yoktur./
Büyük şehirlere bağlanma Mehmedim./Öyle bir şehre yerleş ki/Küçük fakat bizim olsun/Sokaklarında tanımadığın yüz/Ensesine şamar atamayacağın kimse dolaşmasın/Her ağacına elin/Her karış toprağına terin değsin/Ve kuytu evlerin birinde/Senden habersiz ölenler olmasın."