Yapılamayacak olanı bilmek

Seçim yapıp doğru karar verebilmek için bazen nelerin yapılamayacağını bilmek gerekiyor. PKK ve destekçileri, yakın zamana kadar yaptıkları hesabın yanlış olduğunu görmeye başladılar.

Seçim yapıp doğru karar verebilmek için bazen nelerin yapılamayacağını bilmek gerekiyor. PKK ve destekçileri, yakın zamana kadar yaptıkları hesabın yanlış olduğunu görmeye başladılar. 'Türk Silahlı Kuvvetleri sınırı geçerse pişman olur' türünden savurdukları tehditler havada kalmışa benziyor.
PKK'nın neye güvendiği çok açıktı. ABD'nin ve AB'nin kendilerinden yana tavır koyacağını düşünüyorlardı. Kuzey Irak'taki Kürt dayanışmasına güveniyorlardı. Türkiye'deki Kürtlerin ayaklanacağını veya en azından aktif direnişte bulunacağını umuyorlardı.
Bunlardan hiçbirisi olmadı. Hatta şu ana kadar tam tersi oldu. PKK hareketinin bastırılması konusunda ABD, Türkiye'ye askeri ve diplomatik destek veriyor ve Kuzey Irak Kürtlerinin askeri örgütü olan Peşmergeler PKK'yı ablukaya almış durumda. AB, Türkiye'nin sınır ötesi operasyonuna karşı çıkmayacağını açıkladı.
Ve PKK'dan utangaç bir açıklama geldi: "Ateşkes yapalım. Biz zaten ateşkesi hiç bozmamıştık ki!"
Tabii ki henüz gidilecek uzun bir yol var. Fakat, PKK'nın bu işten kazançlı çıkmayacağı, planlarını gerçekleştiremeyeceği söylenebilir sanıyorum. TSK bu işi çok ciddiye aldığını, peşini bırakmayacağını gösterdi. Bu kararlılık gösterisi, Irak'ın, Barzani'nin, ABD'nin ve AB'nin tavırlarını netleştirmelerine katkıda bulundu. PKK'ya da pabucun pahalı olduğunu, ayrılıkçı hareketin başarıya ulaşmasının mümkün olmadığını gösterdi.
Türkiye, egemen bir devletin yapması gerekeni yapıyor: Sınırlarının ötesinde yuvalanan bir terör örgütünün ikide bir sınırı geçip ortalığı kana bulamasına hiçbir ülke kayıtsız kalamazdı. Türkiye'nin tepkisini 'savaş' olarak niteleyip eleştirenler haksızlık ediyorlar. Türkiye'nin yaptığı 'öz savunmadır'.
Nelerin 'olamayacağını' ortaya koyacağı için, uzun dönemde tarafların daha gerçekçi politikalar geliştirmesine katkıda bulunması da beklenebilir.
Dünkü 'Zaman' gazetesinde deneyimli Kürt politikacı Ahmet Türk'le yapılmış bir görüşme yayımlandı. Şöyle diyordu Türk: "DEP döneminden bugüne halkın ve devletin durumunda önemli değişimler oldu. Parti tabanı eskisi gibi baskı görmüyor. 'Ben değişmiyorum' demek, insana ait bir söz olmamalı. Deneyimlerden ve yaşadıklarımızdan dersler çıkarmak gerekiyor. Ben, geçmişte etnisiteyi çok öne çıkaran bir mantığa sahiptim. Ama bugün etnisite üzerinden siyasetin büyük tehlike ve tuzaklarla dolu olduğunu görmeye başladım. Eskiden, 'Herkesin devleti varken Kürtlerin niye olmasın' diyorduk. Şimdi bunun kolay olmadığını ve böyle bir durumun birlikte dostça yaşayan iki halk arasıda büyük düşmanlıklar yaratacağını ve bu halkların geleceğini karartacak bir noktaya götüreceğini düşünüyorum. Etrafımız tuzaklarla dolu. Çek ve Slovaklar gibi değiliz ki. Bence, birlikte yaşamanın müthiş yararları var. Kaldı ki dünya küçülürken bu durumun tersini savunmanın yararı yok."
Sayın Ahmet Türk'ün samimiyetine inanıyorum. Umarım bu sözler yeni bir dönemin müjdecisi olur. Türkler için de, Kürtler için de, barış ve refah dolu bir dönemin!