Yozlaşanlara ölüm!

Gazetede iki haber yan yana. Birisi Malatya'da öldürülen Uğur Yüksel'in uğradığı işkenceyi anlatıyor: </br>Kalçası, testisleri, beli ve sırtı onlarca bıçak darbesiyle doğranmış.

Gazetede iki haber yan yana. Birisi Malatya'da öldürülen Uğur Yüksel'in uğradığı işkenceyi anlatıyor:
Kalçası, testisleri, beli ve sırtı onlarca bıçak darbesiyle doğranmış. Elinin parmakları uzunlamasına ve kemiğe kadar defalarca kesilmiş. Boğazında uzun bir yara var.
Yemek ve soluk borusu kesilmiş.
Yani katillerin amacı salt öldürmek de değil. İşkence yapmak istemişler. 'Ne kadar acı verirsek o kadar kâr!' İkinci haber: Öldürülenlerden Necati Aydın'ın eşi Şemsa hanım konuşuyor:
"Eşimi ve arkadaşlarını öldürenlerin hiçbirine kızgın değilim! Rabbim onları yaptıklarından dolayı bağışlasın!"
Öyle bir durumda, böyle bir cinayeti insanın bütün kalbiyle bağışlaması mümkün müdür, bilemem. Allah göstermesin, insan başına gelmedikçe bilemez. Fakat acılı kadının bu sözleri söyleyebilmesi bile bir ruh yüceliğini yansıtıyor. Hrant Dink'in cenazesinde eşinin söylediklerini anımsatan bir tavır.
Din insanlarda manevi ve ahlaki bir yücelme sağlayacaksa, böyle zamanlarda, böyle tavırlarda görmeliyiz o yüceliği.
Ve o yüceliği sağlamanın araçlarından birisi laikliktir. Laikliği hep 'politikanın dinden arınması' biçiminde anlıyoruz. Oysa laikliğin diğer boyutu, yani dinin siyasetten arınması, en az ilk boyutu kadar önemlidir. Din siyasete bulaştığı oranda uhreviliğini ve yüceliğini yitirir. Üç masum insanı kesen gençlerin yaptığı da, Rahip Santoro'yu öldürenin yaptığı da, Danıştay baskını da siyasete bulaşmış dinin etkisiyle olan şeylerdi.
Laiklik, sadece siyasetin değil, dinin de normal işlevine dönmesini sağlar.
Yalnız dine değil, adalete, orduya ve bilime de siyaset karışmamalıdır. Adalete din ve siyaset karışınca ne olabileceğinin bir örneğini geçenlerde İran'da görülen bir dava ortaya koydu.
İran'da rejimi korumakla görevli 'Besiç' denen sokak milislerinden altısı beş yıl önce beş kişiyi öldürdü ve bunu mahkemede itiraf etti. Cinayet gerekçeleri, maktullerin ahlaken yozlaşmış olmasıydı. Sokakta yan yana yürüyen nişanlı bir çift 'ahlaken bozulmuş' sayılarak öldürülmüştü.
Yerel mahkeme Besiç milislerini üç kez mahkûm etti, üçünde de karar Yüksek Mahkeme tarafından bozuldu. Önde gelen mollalardan birisinin 'Müslümanlar, kanun gücünün erişemeyeceği durumlarda ahlaken bozulmuş kimseleri öldürebilir' diye verdiği fetva hem milisler için, hem de Yüksek Mahkeme için yol gösterici oldu. Fetvanın arkasından, 17 kişi korkunç biçimde öldürülmüş olarak bulundu.
Yüksek Makeme'nin kararı nihai ve kesin. Bundan sonra dini lider Ali Hamaney'in koruması altındaki Besiçlerin daha neler yapacağını tahmin etmek zor değil. Allah İran halkına kolaylık ve sabır versin.
Türkiye'den İran'a gidecek olanlar da dikkat etsinler. Besiçlerin neyi yozlaşma sayıp saymayacağını önceden bilmenin bir yolu yok ki!