Yurtta laiklik, cihanda laiklik

Ne kadar seviniyorum bilemezsiniz. Herkes laik. Kime sorsam laik. Başbakan bir zamanlar laikliğin yeminli düşmanı da olsa, artık laik. Cumhurbaşkanı laik. Bülent Arınç laik (ama laikliğin ne olduğundan pek emin değil).

Ne kadar seviniyorum bilemezsiniz. Herkes laik. Kime sorsam laik. Başbakan bir zamanlar laikliğin yeminli düşmanı da olsa, artık laik. Cumhurbaşkanı laik. Bülent Arınç laik (ama laikliğin ne olduğundan pek emin değil). 'Bir tanımlayabilsek şu laikliği' deyip duruyor.
Aslında bu sonradan olma laiklerin kendine göre tanımları da yok değil. Tanımlama işine Demirel başladı: Bir elinde Kuran'ı Kerim'le seçim nutku atarken, bir taraftan tekerlemesini yinelerdi:
"Laiklik dinsizlik değildir!"
Sayın Demirel hep laikliğin ne olmadığını söyledi, ama ne olduğunu söylemeye bir türlü dili varmadı.
Sonra Erbakan'ın tanımı geldi: "Laiklik din ve vicdan özgürlüğüdür!" Hafif bir gelişme olsa da yeterli olmadı kuşkusuz.
Şimdiki Başbakan'ın ve Cumhurbaşkanı'nın geveleyip durduğu bir tanım var: "Laiklik farklı yaşam biçimlerine saygı göstermektir!"
Bunların hepsinde gerçek payı var kuşkusuz. Fakat laikliğin asıl önemli boyutunu görmezlikten geliyor. Laiklik, hukukun ve siyasetin dine dayanmamasıdır. AKP'nin kuruluş aşamasında Erdoğan'ın ve Gül'ün bir taahhüdü vardı: "Bundan böyle siyasette dini referans olarak almayacağız" demişlerdi.
İşte laiklik budur! Diğer tanımlar, bu ana özelliğin türevleridir, o kadar.
İşe bu açıdan bakarsanız, laikliğin sadece Atatürkçülükle eşanlamlı görülmesinin yanlışlığı da ortaya çıkar. Osmanlı hukuk sistemi zaten büyük ölçüde 'örfi' (geleneksel) idi ve doğrudan dine dayalı değildi. İmparatorluğun son yüzyılında yasalar büyük ölçüde Batı'dan çevrilmiş, nizamiye mahkemeleri, şeriye mahkemelerinin yerini almaya başlamıştı.
Bu durum, evrensel bir eğilim olan çağdaşlaşmanın doğal bir sonucu idi.
Durmadan laikliği tartışıyoruz ve tartışmaya devam edecek gibiyiz. Fakat bir süre sonra bu tartışma evrensel bir boyut da kazanabilir. Dinin siyasete karışmasının yarattığı olumsuz sonuçları sadece bizde değil, bütün dünyada izliyoruz.
Amerika'da 11 Eylül felaketi...
İngiltere'de İslamcı saldırılar...
Fransa'da banliyö ayaklanmaları...
Almanya'da saldırı hazırlığı yaparken yakalanan dinci teröristler...
Hollanda'da, Danimarka'da, Avusturya'da yaygınlaşan İslamofobi...
El Kaide'nin saldırı hazırlığı ve Usame bin Ladin'in boyalı sakalları...
Müslüman ülkelerin laik olup olmaması sadece bu ülkelerin içişi olmaktan çıkıp, dünyanın bir sorunu olmaya başlıyor. Öyle görünüyor ki, 'Yurtta barış, cihanda barış' diyebilmenin önkoşulu 'yurtta laikliğin, cihanda laikliğin' sağlanmasıdır.