Yuuuuh!

Geçenlerde Demirel'i konuşturmayan üniversite öğrencilerini eleştiren bir yazı yazmıştım. Bunun üzerine birkaç kızgın mesaj aldım. Bir okurum beni köşeye sıkıştırmış olmanın keyfiyle soruyordu:

Geçenlerde Demirel'i konuşturmayan üniversite öğrencilerini eleştiren bir yazı yazmıştım. Bunun üzerine birkaç kızgın mesaj aldım. Bir okurum beni köşeye sıkıştırmış olmanın keyfiyle soruyordu: "Ne yani, Evren'in konuşmasına da mı göz yumacağız?"
Kuşkusuz ki evet! Evren de konuşacak. Ben şahsen Evren Paşa'nın konuşmasını dinlemeyi çok isterdim! Hem ondan çok şey öğreneceğimi bildiğim için, hem de bir diktatör olmadığımdan.
Yalnız Evren'i değil, Hitler'i dinlemeyi de çok isterdim. Atatürk'ü, Lenin'i, Mao'yu, Castro'yu da dinlemek isterdim. Yalnız bir şeyler öğreneceğim için değil, aynı zamanda kendi düşüncelerim zedelenir mi diye bir çekince taşımadığım için bu insanların konuşmalarını dinlemek isterdim.
General Evren'i ve Demirel'i dinlemek, onların düşüncelerini benimsemek anlamına gelmez ki!
Bu ikisi çok ayrı şeyler. Tam tersine, aynı görüşte olmadığınız kişileri dinlemelisiniz ki ayrım noktalarını daha iyi fark edebilesiniz.
Ayrıca bazı konularda (ne kadar emin olursak olalım) bizim de yanılıyor olmamız mümkün değil midir?
Ben hayatım boyunca kimseyi yuhalayarak susturmaya çalışmadım. Ama çok eleştirdim. Şimdilerde hemen hemen her gün sayın Erdoğan'ı eleştirdiğim gibi. Devri iktidarlarında Özal'ı da eleştirdim, Demirel'i de. Hem de en ağır biçimde.
General Evren'i de 12 Eylül'de, askeri yönetim altında eleştirdim, emekli olup Marmaris'te köşesine çekildiğinde değil.
İnsanların fikirlerini beğenmeyip eleştirmek başka şeydir, onları yuhalayıp susturmak başka. Üstelik de üniversite çatısı altında!
Bu davranışın iki olumsuz boyutu var:
Birincisi, zorbalık boyutudur. Bağırıp çağırarak insanlara baskı uygulamak, onların konuşmasını engellemek düpedüz zorbalıktır. Düşünce özgürlüğünü ihlâl etmektir. Düşünce özgürlüğünü sadece devlet sınırlamaz, toplumsal baskı çoğu kez devletten çok daha yasaklayıcı ve engelleyici bir rol oynar. Evde baba, okulda öğretmen, işyerinde patron, toplumsal
yaşamda arkadaşlar, camide hoca.. birileri hep neyi söyleyip söylemeyeceğimizi belirler, denetler, yönlendirir. Bunca baskı yetmiyormuş gibi bir de okullarda öğrenciler sansür heyeti olarak etkin bir rol üstleniyor.
İkinci olumsuz boyut, yuhalayarak insanları susturmak isteyenlerin kendi görüşlerinden hiç de emin olmadıklarının anlaşılmasıdır. Okuyarak, düşünerek, çözümleyerek görüşlerini oluşturmuş olan kişiler başkalarının konuşmasından bu kadar ürkmezler. Bir küçük fiske ile görüşlerinin dağılıp gitmeyeceğini bilirler. Ama ağızdan dolma tüfek gibi ezberlediği birkaç
sloganla günü kurtaranlar, başkalarının düşüncesini çok tehlikeli bulur ve susturmaya çalışır.
Bu çok sık rastladığımız bir durum olduğu için üzerinde durmaya gerek olmayabilir. Beni üzen ve düşündüren, bu yasakçı davranışın üniversite gençleri arasında görülmesidir. Hem de en iyi üniversitelerimizin öğrencilerinin 'yuuuuh!' nidalarıyla insanların lafını ağızlarına tıkamaları.
Hayırdır inşallah!