Yüzlerce en önemli olay yaşadık

Bugün yılın son günü. Âdettendir, gazeteler çarşaf çarşaf 'Geçen yılın en önemli olayını', 'gelecek yılın falını' yazacaklar. Fallara bir diyeceğim yok, meşrebinizce inanır veya inanmazsınız...

Bugün yılın son günü. Âdettendir, gazeteler çarşaf çarşaf 'Geçen yılın en önemli olayını', 'gelecek yılın falını' yazacaklar. Fallara bir diyeceğim yok, meşrebinizce inanır veya inanmazsınız, kimse de geçen yılların falı gerçekten tuttu mu diye aldırmadığına ve araştırmadığına göre, hemen herkes bir fal uydurup yazabilir.
Her yıl beni asıl şaşırtan şey, 'yılın en önemli olayı'dır. Zira yıl boyunca hemen her hafta şu manşeti görürüz: 'Yüzyılın faciası', 'Yüzyılın keşfi', 'Asrın olayı', 'Görülmemiş kaza', 'Hiç böyle şey yaşanmadı...' Basınımıza göre hemen her gün 'flaş, flaş, flaş...' 365 günün belki de 165 günü hep 'en önemli olay'la dolu geçer.
Şimdi gel de kapanış muhasebesini yap yapabilirsen!
Sabah direksiyonun arkasından mahmur gözlerle dünyaya bakarken kendi kendime sorup duruyordum: 'Neydi en önemli olay?' Bu soruya vereceğimiz yanıt, optik bir yanılgıdan mustarip de olabilir. Genellikle en son toplumsal olay, en önemli olaymış gibi gözükür. Tsunami dalgalarında ölümle AB'den müzakere tarihi almamız arasında bir seçim yapabilirsiniz.
Ama bireysel hafıza biraz daha farklı olabilir. Radyoda eski bir şarkı bunu kanıtlar gibiydi: "Geçti hayal içinde bunca yıl, bir gün gibi//En eski hatıralar daha henüz dün gibi..."
Benim hayatım boyunca yılbaşı kutlamaları üç aşamadan geçti. Birinci aşama, radyoda eski şarkıların, milli piyango çekilişlerinin dinlendiği, tombala oynandığı, kuruyemiş ve portakallarla gönüllerin şenlendiği, bazen az sayıda dost ve ahbapların katıldığı sönük eğlencelerdi.
İkinci aşama, televizyonun egemen olduğu, Zeki Müren'lerin, Nurhan Damcı-oğlu'ların, Nesrin Topkapı'ların, içkilerin eşliğinde daha geniş katılımlı kutlamalardı. Daha kalabalık dost akraba kümeleri bir araya gelmeye, televizyonda atılan göbeklerin kalitesi tartışılmaya başlanmıştı.
Son yıllarda üçüncü bir aşamaya girdik. Otomobiller yaygınlaştı, refah arttı, dünyaya açıldık, uydu yayınları yoluyla bütün dünyanın aşama aşama yeni yıla girmesini izler olduk. Artık oteller yılbaşı programları yapıyor, insanlar meydanlarda toplanıyor, hep birden eğlenmeye, yılbaşını bütün dünyayla birlikte kutlamaya çalışıyorlar.
Sokaklarda karnaval havasıyla kutlama bizim için yeni bir şey. Bizim aslında karnaval havasına yatkın bir kültürümüz yoktur. Osmanlı'yı ziyaret eden yabancı gezginler hep aynı şeyi söylemişlerdir: "Türkler ağırbaşlı insanlardır. Kolay kolay yerlerinden kımıldamazlar. Az konuşurlar. Güreş, binicilik ve okçuluk dışında oyun oynamazlar. Karnavalda sokağa dökülüp kadınlı erkekli eğlenme gibi alışkanlıkları yoktur."
Rio Karnavalı gibi bir olayın bizde olabileceğini düşünebilir misiniz? Yıllar önce Lima'yı ziyaret ediyordum. Çok fakir bir kentin, fakir insanları, akşam güneş battıktan sonra ellerine gitarlarını alıp sokağa fırlıyorlar, kadınlı erkekli şarkı söyleyip dans etmeye başlıyorlardı. Bizde dinin de getirdiği bir kısıtlamanın da etkisiyle, böylesine rahat bir eğlence geleneği hiç olmadı.
Ama son yıllarda yavaş yavaş değişmeye başladık gibime geliyor. 'Yılbaşı gâvur işidir' diye (bir devlet dairesi olan) Diyanet İşleri Başkanlığı camilerimizde hutbe okutmayı düşünse de.