Zihni Sinir procelerinden bir demet

Bu AKP'li milletvekillerinin zamanı pek bol olmalı. Boş zamanlarında oturup uzun uzun düşünüyorlar, 'Vatana nafi projeler geliştirelim' diye ve çok ilginç, çarpıcı fikirlerle ortaya çıkıyorlar.

Bu AKP'li milletvekillerinin zamanı pek bol olmalı. Boş zamanlarında oturup uzun uzun düşünüyorlar, 'Vatana nafi projeler geliştirelim' diye ve çok ilginç, çarpıcı fikirlerle ortaya çıkıyorlar. Özal'ın sivri akıllı prenslerinden beri böyle şey görmemiştim.
Birisi kalktı bir öneri yaptı: "Mahkûmlara hapishanelerde bakmak pek pahalıya geliyor, evlerinde otursunlar, asgari ücret verelim, daha ucuza gelir!"
Başbakan Erdoğan'ın 'tüccar devlet' anlayışının uygulaması böyle oluyor demek ki.
Netekim devlet dediğin kâr etmeli!
Ama sokakta gezen işsiz güçsüzlerin asgari ücret vaadiyle suç işlemeye yöneltilmelerinin getireceği kârı kimse pek anlamadı. Dâhiler genellikle yaşarken anlaşılmazlar zaten.
Başka bir AKP milletvekilinin gene dâhice bir önerisi oldu: "İlahiyat fakülteleri papaz ve haham yetiştirsin!"
İşte bir fikir ki, kimsenin aklına gelmemiştir ve gelemez de! Türkiye'de topu topu 50 bin kadar Yahudi, 2 bin kadar da Rum olduğuna göre, yetiştireceğimiz papaz ve hahamları ihraç etmemiz düşünülüyor olmalı.
Ben de şaşırdım kaldım. Durup dururken böyle bir fikir nereden ve nasıl neşet eder, sorusunu sormadan edemedim.
Bu dâhiyane önerinin bir nedeni, ilahiyat fakültelerinin salt hoca yetiştiren yerler olarak görülmesidir. Gerçi böyle bir beklenti varsa da, ilahiyat fakültelerinin bütün dinler konusunda yansız ve bilimsel araştırmalar yapan ve bunları öğreten yerler olması gerekmiyor muydu?
Diyelim ki bilimsel araştırma sevdasından vazgeçtik ve ilahiyatların din adamı yetiştiren meslek liseleri olduğunu kabul ettik, Yahudiler ve Hıristiyanlar kendi din adamlarını yetiştiremiyor mu ki bu işi de biz üstlenelim? Üstelik, Yahudiler ve Hıristiyanlar bu konuda neden bize güvensin? İsrail devleti, Müslüman din adamı yetiştirip Anadolu'daki camilere göndermeye kalksa biz ne derdik?
Dedim ya, bu AKP milletvekillerini başıboş bırakmaya gelmiyor. Hemen akla ziyan Zihni Sinir proceleri üretmeye başlıyorlar.
Fikrin arkasındaki iyi niyet sergileme niyetine bir diyeceğim yok. 'Dinlerarası diyalog', kardeşlik mesajları. Seminerler, konferanslar, karşılıklı ziyaretler, nutuk atmalar, bunlar çok iyi. Özellikle 17 Aralık öncesi.
Ama örneğin Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yılbaşı gecesi camilerde okunmak üzere hazırladığı hutbeye bakınca, 'Aman bre, bu nasıl dinlerarası diyalogtur böyle' diye şaşırmadan edemiyor insan. Peygamberimiz, başka ulusların örf ve âdetlerini taklit etmekten bizi sakındırmıştır, diyor Diyanet İşleri. "Bugün toplumumuzda yılbaşı kutlaması adı altında düzenlenen eğlence ve toplantılar kültürel ve geleneksel bir temele sahip değildir. Bu tür eğlencelerde akıl ve sağlığı tehdit eden içki içmeyi, aile bütçesini sarsan kumarı ve israf boyutlarındaki harcamaları milli ve dini değerlerimizle bağdaştırmak asla mümkün değildir. Ayrıca milli ve manevi değerlerimize ters düşen bu tür eğlenceler.. bizleri milli kimliğimizden uzaklaştırmaktadır."
Umarım Diyanet'in bu hutbesi, yılbaşı geceleri sağa sola saldırmayı mili geleneklerimizden sayan bazı kişilerin gözünde bir fetvaya dönüşmez.
Dinlerarası hoşgörü elbette güzel bir şey. Ama önce aynı dinin ve ülkenin içindeki insanların birbirine hoşgörü göstermesi gerekmez mi?
Haa, bir devlet kuruluşu olan Diyanet'in bu hutbesini AB'li dostlarımız nasıl karşılar diye merak etmeyin. Onlar Türkçe bilmiyor nasıl olsa.