scorecardresearch.com

İslam ülkeleri ve demokrasi

'Demokrasi', günümüzün yükselen değeri. Demokrasi her zaman böyle gözde olmadı. Hitler'e göre demokrasi, korkak aydınların ve satılmış burjuvaların bol laf üretip iş yapmadıkları bir yönetimin adıydı.

‘Demokrasi’, günümüzün yükselen değeri. Demokrasi her zaman böyle gözde olmadı. Hitler’e göre demokrasi, korkak aydınların ve satılmış burjuvaların bol laf üretip iş yapmadıkları bir yönetimin adıydı. Mussolini’den Franko’ya kadar faşistlerin hiçbirisi demokrasiyi benimsemedi, Mussolini’ye göre halk özgürlük peşinde değil ekmek derdindeydi, trenlerin saatinde kalkması, düşünce özgürlüğünden çok daha önemliydi. Eski filozofların çoğu da demokrasiye alkış tutmamıştır. Eflatun’a göre demokrasi kısa zamanda demagogların yönetimine dönüşür, kitlelerin kıskançlığı ve hırsı her şeyi bozar ve çökertirdi.
Sol kanadın aşırıları da demokrasiye alkış tutmadı. Marksistlere göre demokrasi bir burjuva aldatmacasıydı. Burjuvazi, ideolojik aygıtları elinde tutarak ve sömürü düzenini işleterek siyasal egemenliğini kurar, buna karşı demokratik yöntemler hiçbir işe yaramaz. Yapılacak şey, kanlı ve silahlı başkaldırıdır. Gerçekte burjuvazi sürdükçe, demokrasi denen şey yoktur, olamaz. ‘Demokrasi’, gerçekte ‘burjuva diktatörlüğüdür’. Burjuva diktatörlüğünü yıkmanın tek yolu da ancak ‘proleterya diktatörlüğü’ olabilir. O halde işçi sınıfı (proleterya) tarafından kurulan diktatörlük aslında kapitalist sınıfın diktatoryasını yıkıp demokrasiyi kuracağı için bu yönetime proleterya demokrasisi de diyebiliriz!
Yani ‘demokrasi’ ile ‘diktatörlük’ birbirinin yerine kullanılan kavramlara dönüştü!
1974 yılında Portekiz’de başlayan ‘Karanfil Devrimi’ demokrasiyi savunan güçlerin inisiyatifi ele geçirmelerine olanak sağladı. Son 30 yılda demokrasi hem ideolojik planda, hem de uygulamada öncelik kazandırdı. Sağdan ve soldan gelen antidemokratik eğilimler zayıfladı. Bir istisna dışında: Müslüman ülkeler bu akımın dışında kalmış gibi gözüküyor.
Dünya politikasına şekil veren ABD’nin tutumu, dünyada demokrasinin mi, diktatörlüğün mü egemen olacağına etki eder. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya, Japonya, İtalya gibi eski faşist ülkelerin demokrasiyi benimsemelerinde ABD’nin çok büyük etkisi oldu. Daha sonra da Rusya ve eski Doğu Bloku ülkeleri (Batlık ülkeleri, Polonya, Çekoslovakya, Macaristan, Bulgaristan, Romanya, Yugoslavya..) hızla demokrasiye kaydılar. Bu ülkelerden bazıları parçalandı ve bu acı verici süreci bile (Yugoslavya dışındakiler) kan dökmeden, demokratik yöntemlerle gerçekleştirdiler! Bu, şaşırtıcı, mucizevi bir durumdur ve demokrasinin bir yönetim biçimi olarak evrensel kabul görmesini sağlamıştır!
Soldaki bu demokratikleşme eğilimine paralel olarak Latin Amerika’daki, Afrika’daki ve Asya’nın bazı ülkelerindeki yarı faşist ve askeri yönetimler de devrildi, Güney Afrika’da bile demokratik yönetim kuruldu.
Dünyadaki bu demokratikleşme eğilimine karşı koyan tek ülke grubu İslam ülkeleridir! ABD’nin bütün çabalarına karşın, Irak’ta, Afganistan’da, Pakistan’da işleyen bir demokratik yönetim kurulmuş değil. Yakın bir gelecekte kurulabile-ceğine dair hiçbir belirti de yok. Suudi Arabistan kadın hakları konusunda bazı utangaç girişimlerde bulunsa da, bu ülkede kadınlara hâlâ seçme ve seçilme hakkı verilmedi. New York’un göbeğine bedevi çadırı kurmakla övünen Libya lideri Kaddafi diktatörlüğünün 40’ıncı yılını kutluyor.
Böyle bir dünyada Türkiye’nin AB’ye katılmasının önlenmesi siyasal bir körlük değil midir?
Sorulması ve tartışılması gereken soru şu olmalı: Neden pek çok ülke kolaylıkla demokratik düzene geçerken, İslam ülkelerinde demokrasi konusunda böyle bir tıkanıklık var?
Son bir anımsatma: Zorla güzellik olmayacağı gibi, zorla da demokrasi olmaz! Başta eğitim ve ekonomi olmak üzere toplumda demokrasinin yeşermesini sağlayacak koşullar oluşmadıkça demokrasi de yeşermeyecektir.
Önümüzdeki 10 yılın gündemini bu sorular oluşturacak ve Türkiye bu tartışmaların
göbeğinde yer alacaktır.

http://www.radikal.com.tr/9642849642845

YORUMLAR
(5 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

Petrol ve Demokrasi - Gondar

Ben yazarın demokrasi en iyi, en doğru rejim olduğu için herkesin demokrasiyi seçtiği savına katılmıyorum. 150 sene öncede herkes sömürge imparatorluğu kurmaya çalşıyordu. En doğru rejim başkalarını sömürmek miydi yani 150 yıl önce ? Kimsenin demokrasiyi babasının hayrına kabul etmiyor. Demokrasi şu anda global dünyaya entegre olmanın yani ekonomik olarak ayakta kalmanın en en öenmli şartı. Ama tek şartı değil. Milyonlarca metreküp doğalgazınız ya da petrolünüz varsa isterseniz her gün başka bir soyu kırın isterseniz atom bombası koleksiyonu yapın o ülkeye kimse bir şey yapamaz demokrasi falan getiremez. Örnek Sudan, İran.

GERÇEK İSLAM AHLAKI ADALETİ VE DEMOKRASİYİ GEREKTİRİR ! - cpxtr

Dünya çapında müslümanlara uygulanan bir zulüm vardır. Bu hukuki platformda da böyledir, vicdani paltformda da. Asıl olarak, barış ve güvenliğin kaynağı İslam Ahlakı'dır. Bir din adına ortaya çıktığını ileri süren insanların bir kısmı, o dini yanlış anlıyor ve yanlış uyguluyor olabilirler. O nedenle bu insanlara bakarak o din hakkında fikir edinmek yanlış olur. Bir dini tanımanın en doğru yolu, o dinin kutsal kaynağını incelemektir. İslam'ın kutsal kaynağı Kuran'dır. Kuran ahlakı, sevgi, şefkat, merhamet, tevazu, fedakarlık, hoşgörü ve barış kavramlarına dayanmaktadır. Bu ahlakı gerçek anlamda yaşayan bir Müslüman, son derece kibar, ince düşünceli, alçakgönüllü, adaletli, güvenilir ve uyumlu bir insan olur. Etrafına sevgi, saygı, huzur ve yaşama sevinci verir. Kuran Ahlakı adaleti ve DEMOKRASİYİ gerektirir.Allah'ın Kuran'da tarif ettiği gerçek adalet insanlar arasında hiçbir ayrım yapmadan adaletle hükmetmeyi, insanların hakkını korumayı, zulme asla rıza göstermemeyi, zalime karşı mazlumdan yana tavır almayı emretmektedir. Bu adalet, olayları çok yönlü değerlendirmeyi, ön yargısız düşünmeyi, tarafsızlığı, dürüstlüğü, hoşgörüyü, merhameti ve şefkati gerektirir. Örneğin olayları itidalli değerlendiremeyen, heyecanına ve hislerine kapılan bir insan sağlıklı karar veremeyecek, bu duygularının etkisinde kalacaktır. Oysa adaletle hükmeden bir kişi tüm kişisel duygu ve düşüncelerini bir tarafa bırakmayı, her şart ve durumda doğrulardan yana olmayı, dürüstlükten ve doğruluktan asla taviz vermemeyi Kuran ahlakı ölçüsünde kendine yol edinir. Kişi, öyle bir ahlaka sahip olmalıdır ki, kendi çıkarlarından önce karşı tarafı düşünmeli, kendisine bir zarar gelecek olsa dahi, eğer hak karşı taraftan yanaysa, adil olabilmelidir. İslam Dini bunları gerektirir, ülkeleri İslam ülkeleri ve diğer ülkeler diye sınıflandırıp aralarındaki farkı seçtikleri dine bağlamak bana hiç makul gelmiyor. Eğer "İSLAM" dininden bahsedecek isek eğer, yukarıda da belirttiğim gibi, o dinin kutsal kaynağını incelemektir. Saygılar

DEMOKRASİ İLE TANIŞMAK... - Macit Cününoğlu

Evet !.. Özellikle "soğuk savaş"lı yıllarda DEMOKRASİ kavramı sahip olunan düşünce ve dünya görüşüne göre tariflenir,ayrıca da sınıflandırılırdı. Örneğin "Burjuva ve Sosyalist Demokrasileri" gibi. Ayrıca her düşünce sahibi kişinin savunduğu bir "demokrasi anlayışı" vardı. Bu kadar ayrışmanın belki de başlıca nedeni, "gerçek demokrasi" ile bireyin tanışmaması ve yaşayamamısıdır. Çünkü demokrasilerin uygulandığına inandığınız ülkelerde dahi anti-demokratik travmalar sıkça yaşanabiliyordu. Dolayısı ile büyük bir güven ve gururla savunulacak o kadar az ülke de geçerliydi ki DEMOKRASİ, örnek olarak kullanılması bile inandırıcı olmuyordu.( Örneğin İskandinav Ülkeleri Modelinde olduğu gibi). Gelelim yeryüzünün orta yerinde duran bizim ülkemize...Yaklaşık 60 yıldır süregelen uygulamalara baktığımızda,işleyen sistemin adını koymak dahi zor olsa da rahatlıkla kör-topal ilerleyen bir DEMOKRASİ olarak nitelendirebiliriz...Ve hangi bedeller karşılığı ülkemize ithal edildiğini de asla göz ardı etmeden...Sonuçta bizim toplumuzda bedel ödeyerek tanışmıştır (KORE SAVAŞI'nı unutmadan) moda deyimle ÇAKMA'sı da olsa DEMOKRASİ ile. Ve halkımızın talebi olmadan tepeden sunulmuştur yarım porsiyon DEMOKRASİ. Eh ! Buna da şükürler olsun...Ya bir de ARAP olsaydık...İslam-Şeriat-Petrol derken DEMOKRASİ'siz yıllar geçiyor BEDEVİ'nin yaşamından...DEMOKRASİ ve NİMETLERİ kalır ise ARAP KRALLARININ iki dudağı ile ABD Politikalarına...Daha çok yıllar bekleyeceklerdir DEMOKRASİNİN güllerini koklamayı Arap kardeşlerimiz, HACI YAĞI üretmeye ve sürmeye devam...

"Derin" bir konu ! - rizaertan

Sayin Yazar bugunku yazisiyla cok derin bir gayya kuyusuna ufacicik bir tas atmis , cok boyutlu bir tartismayi baslatmak istemis. Neden Islam ulkelerinde demokrasi olmuyor, olamaz ya da olabilir mi ? Bu sorulara cevap ariyan Bati'da yazilmis literatur cok. Tabii ki Dogu'da da var ama hepsi bir ideolojiyi savunmak uzere kaleme alinmis durumda yani elestirel degil ? Cunku Dogu'da yazilanlar Islam'i "a priori" uygulanacak bir paradigma olarak kabul ediyorlar ve ondan sonra "olur mu olmaz mi ?"yi tartisiyorlar. Boylesi bir tartisma ucu acik bir tartisma dolayisiyle verimli degil kanimca ! Cunku Bati'li kaynaklarinin cogunlugunda Islam toplumlarinda "laiklik-sekulerlik" sorunu halledilince evrensel demokrasi uygulamasinin problem olmayacagi kanisi var ki dogru ! Ancak yine kabul ediliyorki bu demokrasi tartismasi sonucta sekulere karsi sekuler olmayan tartismasina donusuyor. Bu sefer de Davutoglu gibi dusunurler Islamda "sekulerlik olmaz"i kanitlamaya gayret ediyorlar ! Musluman Biraderlik hareketi bu tartismayi gecici de olsa demokrasinin, sekulerligin, laikligin tanimlarini degistirerek son vermegi amaclamis bir ideoloji. Ornegin onlarin tanimina bizim AKP'nin de benimsedigine gore "girisimci ve dindar" insanlarin olusturdugu bir toplumda, serbest pazar ekonomisinin uygulandigi, devletin ozellestirmeler araciligi ile minimize edildigi, sivil toplum orgutlerinin gelistirildigi ve hukuka(!) sayginin gosterildigi idare sekline "demokrasi" denir. Bu demokrasi tanimlamasi ayni zamanda ABD'nin neoconculari tarafindan Ortadogu'ya pazarlanmis bir yonetim bicimi hatirlanirsa eger ! Ancak uygulandigi yegane ulke Turkiye. Cunku Cumhuriyet projesinin yerlestirdigi iyi ya da kotu bir evrensel demokrasi uygulamasi var yani toplumda bir demokrasi kulturu olusmus durumda ve "cifte anlamli' soylemlerle bu tur demokrasiyi savunmak olasi Turkiye'de ! Cografyanin diger ulkelerinde ise hic bir ulke bir "Ataturk" tipi bir devrimi yapmayi hala basaramadigi icin yegane aday olmus olan Nasirín da basarisiz kalmasi demokrasi uygulamasini bir turlu baslatamiyor ! Burada Ataturk devrimini bir sifat olarak anlamak sart yani Ortadogu'lu toplumlarin insani bir "sekuler"lik asamasina getirilememis ve getirilecegi de yok . Cunku Biraderler burada kartlarini daha acik oynuyorlar sonucta bir Islam devleti istiyorlar ve Islam Devleti de seriatsiz olamiyor(nokta) Iran boylesi bir devlet kurmus durumda, Suudi ise kendine ozgu bir Islam devleti. Ancak her iki toplumda da bugunku kosullarda ne nam altinda olursa olsun "demokrasi" uygulamasi olasi degil. Islamci dusunurlerin demokratik kurum olarak gosterdikleri "sura" kurumu ise ancak ve ancak seriat "uygulamalari"ni tartismaya yetkili ve Allahin yasasi seriatín esas hukumlerini tartismaya, yorumlamaya yetkisi yok bu tur kurumlarin( cunku Iran'da meclis, Afganistan'da "yorga" var) ! Ozetle isminin basinda Islam olan ya da Islam ulkesi olan toplumlarda evrensel demokrasi uygulanamaz. Bazilarinda bizde oldugu gibi takiye yapilarak "liberal demokrasi" uygulanir ve bu uygulmanin evrensel demokrasi ile de pek ilintisi yoktur ! Ozetle demokrasi baglaminda Islam ulkeleri acik ve secik "limbo" durumundalar !

Mutlak olmayan tarih. - kutupcu

'Birilerinin sırtından ve cebinden' düzen işleterek,bunun için de 'demokrasi' bahşederek yaşanagelen tarih,referanslarını hızla tüketiyor!.Bir kişinin on kişiyi baktığı ilkel komünizden,on kişinin bir kişiyi baktığı kapitalizme,'ilerleme' adına yürünen tarih,'herkesin kendine baktığı' 'hiç kimse' olarak kimsenin kalmadığı b.üyük günlere yürürken,bütün dünya halkları, tarihin ortak kardeşliği ile yerzüyünü yedi renkle boyayıp süsleyecekler.ODevrimci dilekler determinist dualardan her zaman güçlüdür!.b