AB çapası yeniden

Bu aşamada Türkiye'nin ve potansiyel koalisyon ortağı ya da hükümet etme adaylarının eline geçen fırsat şu; AB çapasını güçlü biçimde sahiplenmek. Nitekim AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Mogherini'nin Kılıçdaroğlu'nu telefonla araması kayda değer.

Meclis’teki sandalye dağılımı koalisyon hükümetine izin veriyor. Bunun tek bir anlamı var asgari müştereklerde birleşme, uzlaşma. En kötü olasılık; yeni bir seçime kadar ilkeleri ve listelenmiş bir eylem planıyla azınlık hükümeti oluşturup desteklenmesi. Özellikle bir ‘demokratik restorasyon’ mutabakatı çok önemli. İşte bu düşünce Avrupa’da da yankı buluyor.

İstanbul Politikalar Merkezi’nin (İPM) daveti ile bu kuruluşun, merkezi Brüksel’deki Bruegel düşünce kuruluşuyla birlikte düzenledikleri “Seçim sonrasında Türkiye ve AB” adlı toplantıya katıldım. Toplantıya, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini’nin takımından Avrupa Birliği Yüksek Temsilciliği Kabine Şefi Stefano Manservisi de konuşma yaparak katıldı. Türkiye’den ise İstanbul Politikalar Merkezi Direktörü Fuat Keyman, İcra Kurulu Üyesi Kemal Derviş, akademisyenler Senem Aydın Düzgit, Işık Özel, İzak Atiyas, Münevver Cebeci konuşma yaptılar.

Ekonomi odaklı bir düşünce kuruluşu olan Bruegel’in salonunu, Türkiye’ye ilgisi olan kuruluşlar ile yatırımları ve operasyonları olan şirketlerin temsilcileri doldurmuştu.

Konuşmaların özeti şuydu; tüm zorluklarına karşın Türkiye bir demokrasi olduğunu gösterdi. Seçmen demokrasiye sahip çıktı. Geleceğe dönük olarak toplumdaki umutsuzluk havası kırılıverdi. HDP’nin başarısı da kayda değer olarak değerlendirilerek; artık ‘Kürtlerin partisi’ değil ‘Türkiye partisi’ konumuna geçtiği vurgulandı. Konuşmacılar, ekonomik perspektifte son 3 yılda yavaşlama olduğuna bunun da AK Parti’nin oylarında kayıp yarattığına işaret ettiler. CHP’nin de ilk defa gerçek anlamda tam bir sosyal demokrat bir beyanname ile çıkmasına da işaret edildi. Genel açı, Türkiye’nin AB çapasının çok daha güçlendiği idi. Bir ‘restorasyon ajandası’ ile bu çapanın daha da güçleneceği vurgulandı.

İşin ilginç tarafı, kurum ve kuralları keyfi tarzda işletilen Türkiye’deki otokratik rejimin seçim sonuçlarıyla kırılması Brüksel’de de şaşırtıcı bir sürpriz olmuş. Hem AB içinde görmek isteyip umudu azalanlar için, hem de ‘dışarıda durmasını’ isteyen ‘Türkiye AB’de olmaz’ diyenler için.

Bu aşamada Türkiye’nin ve potansiyel koalisyon ortağı ya da hükümet etme adaylarının eline geçen fırsat şu; AB çapasını güçlü biçimde sahiplenmek. Nitekim önceki gün AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini’nin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu telefonla araması kayda değer.

Durulan ekonomisi çapasız kalan ve henüz bir ‘yeni hikâye’ yazamamış Türkiye’nin, epeydir rafa kaldırdığı ve unuttuğu AB değerlerini çapalayan bir kulvara girmesi, o yeni hikâyenin en önemli parçası olan yatırımları öne çekici bir hamle olacaktır. Bu yüzden, partilerin ‘normalleşme-restorasyon’ ilkelerine dayalı bir ortaklık protokolü siyasi belirsizlik sisini dağıtacağı gibi toplumda güven duygusunu da, bir arada yaşama açısını da güçlendirecektir.

‘AB Çapası’ yeniden canlanma yolunda; hem kendimiz için ki seçmen zımni olarak bu yönde tercih koydu, hem de ortaklık müzakerelerinde “Türkiye’de bu yönde irade kalmadı’ hissiyatlıyla uyuşan AB mekanizmalarını harekete geçirmek için, epey bir sosyal demokrat çizgiye gelen CHP’nin önünde çok önemli bir fırsat penceresi de açılmış durumda.

Bu görünümü güçlendirici adımlar, söylemler; ekonomi için ‘yeni hikâyeyi’ yaratacaktır. En başta beklentileri oldukça olumlu bir kulvara sokup, küresel zorluklarla baş etme yolunda yeni bir kapı da açacaktır.

Son bir söz de ‘Çatırdayan AB’ye girip de ne yapacağız?’ şüphecilerine; AB çapasının özü, hukukun üstünlüğüne ve hesap vermeye, kapsayıcılığa, açık topluma dayalı demokratik AB değerlerinin çapa alınmasıdır. Bu da, AB’ye girmesek de güçlü bir ekonomik yapı ile refaha uzanan yolu kısaltmaktadır.