Akdeniz'de sıcak bahar

Avrupa'daki finansal krizin belki de en umutsuz aşamasına geçilmiş oldu.
Akdeniz'de sıcak bahar

Paskalya sonrasında Avrupa’da borsa rallileri sona erdi. ‘Köprüden önce son çıkış’ arayışı olanlar, mali piyasalarda çöküş yarattılar. Yeniden gerçekliğe dönüş oldu. İspanya ve İtalya yeniden kriz vitrinine çıkıverdi. Bu ülkeler, Yunanistan’ın girdiği girdabın eşiğindeler.
İşin doğrusu, bu noktaya dönüşte; Avrupa’da merkez bankası (ECB) tarafından piyasaya trilyon euroluk likidite sürülürken yapısal sorunlara el atılmaması etkili oldu. Bu likiditenin ‘narkoz etkisi’ geçmeye başlarken ‘erken uyananlar’ satmaya başladı. Yunanistan borç takası yapıp borçlarının yüzde 75’ini sildirirken bunu yapan bankalara ne olduğu unutulmuştu; bu zararları sineye çeken Avrupa bankalarının sermayelerine ne olduğu, sermaye arttırımlarını nasıl yapacakları konuşulmadı. Zira bu sermayeyi nihayetinde kamu mali otoriteleri koyacak. Yani devlet. Borç rasyoları daha da yükselecek. Ama seçim kaygısı varken ‘oraya dokunmak’ istenmiyor. 

Üç Akdenizli
Geçen hafta, Avrupa’da “Bu işi merkez bankaları da çözemez” noktasına getiren gelişmelerin başında, 1 trilyon euroluk likidite selinden kimlerin yararlandığının da ortaya çıkması vardı. LTRO olarak bilinen iki ayrı repo ihalesinden, İtalyan bankaları 354 milyar euro, İspanyol bankaları da 300 milyar euro para almışlardı. Portekiz bankalarının ise o küçük cüsseye göre önemli sayılabilecek bir miktarı (56 milyar euroyu) borçlandıkları anlaşılıyor.
1 trilyon euronun 710 milyarını üç ülkenin bankaları almış. Anımsayalım: İspanya’da tahvil faizlerinin yüzde 6’ya, İtalya’da ise yüzde 7’ye çıktığı bir dönemde, ECB’nin LTRO ihaleleriyle yüzde 1’lik faiz ve 3 yıllık vadeyle her isteyen bankaya para verilmesine karar verilmiş, Fransız Cumhurbaşkanı Sarkozy de “İtalyan hükümeti yüzde 6-7 ile borçlanırken İtalyan bankaları yüzde 1’le borçlanabilecekler. İtalyan devletinin İtalyan bankalarından kamu borcunun bir bölümünü bu düşük oranlardan çevirmelerini isteyebileceğini görmek için finans uzmanı olmaya gerek yok” demişti.
Doğru, faizler hızla aşağı indi. İtalyan devlet tahvili faizleri yüzde 7’den yüzde 4,80’e dek geriledi. İspanyol tahvil faizleri de yüzde 6,70’ten yüzde 4,85’e dek geriledi. Cuma kapanış itibariyle tahvil faizleri İtalya’da yüzde 5,52, İspanya’da 5,98’e yükselmiş durumdaydı. Daha fazlası; İspanyol, İtalyan ve hatta Alman tahvil ihalelerine gelen talep, planlanan ve ilan edilen satış miktarının altında oldu. Sarkozy, ‘hazinecilikte’ sınıfta kaldı. Ama asıl bu durumu kılavuz bilerek, bunu krizden çıkış için önemli bir adım olarak görenlerin tezleri çökmüş oldu. Bu yolla alınan para ile bile zarar edilebileceği test edilmiş oldu. Özetle, ECB’nin yarattığı bu arbitajın kullanılarak çıkış sağlanması stratejisi çöktü. Ayrıca, bu ülkelerin finansmanının bu biçimde yapılması düşüncesi de. 

Yağmur olup yağsa da
Artık kimsenin, birkaç trilyon euronun yağmur olup bankaların üzerine yağmasına bile umut bağlayamayacağı bir aşamaya geçilmiş oldu. İşte dün, İspanyol maliye bakan yardımcısının ECB’nin İspanyol tahvil alımını başlatmasını talep etmesi bunun iyi bir örneği.
ABD’de Merkez Bankası’nın (FED) parasal bilançosunun ABD GSYH’sine oranı normal zamanlardaki yüzde 5-6’lardan bugün yüzde 20-22’lere geldi. Ama Avrupa’da ECB’nin parasal bilanço büyüklüğünün Euro Bölgesi ülkelerinin gayri safi yurtiçi hasılasına oranı, normal zamanlardaki yüzde 10-12’lerden yüzde 30-32’lere ulaştı. G-4 ülkelerinin (ABD, Euro Bölgesi, Britanya ve Japonya) merkez bankalarının
parasal bilançolarının gayri safi yurtiçi hasılasına oranları ise toplamda yüzde 10-11’den yüzde 22-24 oranlarına yükselmiş durumda. Önce finansal krizi, ardından ekonomik durgunluğu, sonra yeniden finansal krizi çözmek için devreye sokulan parasal genişleme politikası artık etkisiz kalmaya başladı.
Avrupa’daki finansal krizin belki de en umutsuz aşamasına geçilmiş oldu.