Akılla yöneten güçlenir

Bu tür gerilim ya da krizlerin silahla değil, akılla yönetileni kazanç sağlar. Silahla yönetileni, halka yoksulluk ve refah kaybından başka bir şey getirmez.

Akdeniz’de bir uçağımızın düşürülmesi ile başlayan krizle savaş çığırtkanları da hemen yerlerini aldılar. Bu, ister soğukkanlılıktan uzak ve kaba bir milliyetçilikle olsun, isterse hükümet eleştirisinin de ötesine geçen ve savaşa tahrik eden bir aşağılama ile olsun; Suriye’ye askeri bir ‘karşılık’ verilmesine dönüktü.
Fevri bir kararla kaba bir askeri refleks verilmesini, bunun da ‘büyük devlet’ duruşu olacağı düşüncesini dile getirenler oldu. Ama ne yazık ki, büyük devlet, büyük ülke olmak bu tür olaylarda ‘ateş gücü’ ile ölçülmüyor.
Akdeniz’deki bu olayda ‘hemen vuralım’ söyleminde olanlara bu özgüveni sağlayan zeminin, olası bir ‘askeri yangınla’ yerinde kalmayacağını anımsatmak gerekir. Bu tür gerilim ya da krizlerin silahla değil, akılla yönetileni kazanç sağlar.
Silahla yönetileni, halka yoksulluk ve refah kaybından başka bir şey getirmez. Soğukkanlılığın ötesine geçen söylemlerin konuşulması bile, olmasından daha olumsuz bir atmosfere yol açacaktır. Bunun etki analizini isteyen bugünden itibaren yapabilir, gözleyebilir. 

1991 deneyimi
Savaş, canlarını ve bedensel bütünlüğünü kaybeden insanlar yanında, refah açısından da olumsuzluklar getiriyor. Ekonomi için de; yoksulluk ve işsizlik. Çapı ne olursa olsun savaşın bunları getireceğini bilmeyen var mı?
1991 yılında Körfez krizi sırasında, Irak’a bir uluslararası askeri müdahalenin olasılığı ortaya çıktığında, Türkiye’nin de müdahil olması söz konusu idi. Siyasal iktidarın müttefik ve ‘şahin’ söyleminin de etkisiyle yerleşiklerin bankalardan mevduatlarını çekmesiyle yüz yüze gelinmişti. Birinci Körfez krizinde, ABD’nin Irak’a yaklaşan müdahalesi öncesinde, Türk bankalarındaki mevduatın yüzde 15’i çekildi. Bankaların yurtdışı kredi olanakları daraldı. O günlerde öyle büyük, belirgin bir ekonomik kırılganlığımız da yoktu. Türkiye görünürde fiilen müdahil olmadı ama orta vadede ekonomisi etkilendi.
Bugün, o günlere göre çok daha fazla biçimde güçlü olan ekonominin, dış kaynak akışına olan ihtiyacı ise devam ediyor. Ekonomimiz daha büyük olduğu için, çok daha fazla biçimde hem de. Fon girişindeki en küçük daralma bile hemen ekonomik büyümeye etkisini gösteriyor. 

Savaş yoksullaştırır
Bölgede olası bir savaşın ya da bizatihi ülkemizin de içinde bulunacağı bir çatışmanın, Türkiye’ye olan fon akışını azaltması da sürpriz bir gelişme olmayacaktır. Hele Avrupa’nın krizde olduğu, Avrupa’daki finansal ya da değil tüm kurumların likiditenin üzerine oturduğu bu günlerde, büyük kalabilmenin yolu akıl ve sükûnetle yürütülen uluslararası bir politikadan geçiyor.
90’lı yılların krizinde, Avrupa ve ABD bugünkü gibi ekonomik kriz içinde değildi. Bugün Suriye konusunda sırtımızı sıvazlayarak teşvik eden ülkelerin, ülkemizin içine düşmesi olası herhangi bir ekonomik açmaz halinde, yardım edecek mali kaynakları bile yok.
Olası bir çatışma ya da savaş durumunda 10 yılda geride bıraktığımız ‘hasta ekonomiye’ geri dönmemiz kaçınılmaz olur. Ekonominin payandaları düşer. Tüm kazanımlarımız kaybedilir. Güçlü ülke, güçlü ve müreffeh bireylerle olur.