Almanya'da sert iniş mi?

Pazar gününden sonra Avrupa'nın krizi iyi yönetme ve yapısal çözümler bulma girişimi olmazsa 'ılımlı resesyonu' bile arar hale geliriz.

Avrupa’da 11 ülke, 2009’daki sert resesyondan sonra şimdi de ılımlı bir resesyona girdi. Ilımlı resesyondan kasıt; ekonomik küçülme boyutunun binde 1.2 ya da 3 oranında olmasında. Ama şimdilik öyle; bunun iki açısı var.
Birincisi, bu ılımlı resesyon en fazla bu oranlarda kalıp, uzun bir süre kalıcı olabilir. İkincisi de şiddeti giderek artabilir, örneğin yüzde 2-3’ler oranında görece sert bir resesyona da dönüşebilir. Avrupa’daki resesyonun ana belirleyici ivmesi, Almanya ve Fransa’da ekonomik performansın ne olacağına bağlı. Almanya, 11 ülke arasında değil ama olasılıkla 2012’nin ilk çeyrek sayıları açıklandığında resesyona giren ülkeler arasında sayılacak. Zira 2011’in son çeyreğindeki büyümesi negatif idi; ekonomisi binde 2 küçüldü.
Son dönemde, kemer sıkma politikalarının ekonomileri daha da küçülttüğü, büyümek için kemer sıkarak güven sağlanamayacağı daha fazla yüksek sesle dillendirilir hale geldi. Bu konu, ekonomik büyüme konusunda durumu AB’ye göre daha iyi olan ABD’de, ekonomi entelektüelleri arasında giderek fazlasıyla tartışılıyor; en başta da Nobelli ekonomist Paul Krugman merkezli olarak.
Ama ABD’de ekonomik büyümenin önündeki engeller ile AB ülkelerindeki engeller aynı değil. ABD’de konut fiyatlarındaki düşüş, birkaç yıllık yatay seyirden sonra devam ediyor. Beklentiler, düşüşün daha da devam edeceği yönünde. En çok dikkate alınan konut fiyat endeksini oluşturan ekonomist Robert J. Shiller’e göre ABD’de konut fiyatlarında eski seviyelere bir dönüş olması, orta yaş grubundaki bireylerin kalan ömürleri boyunca görmelerinin mümkün olmayacağı bir şey. Konut fiyatlarındaki bu durum, hanehalkının servetini olumsuz etkiliyor, satın alma davranışını söndürüyor.
AB’de ise durum, kamu maliyesinde kemer sıkma ya da harcama arttırma boyutunun da ötesinde; AB, hâlâ bankacılık sistemini sermayelendirme konusunda adım atabilmiş değil. Bankalara sağlanan destekler sadece likidite ile ilgili. Ama o bankaların sermayelerinin eridiği ve buna karşın kredi mekanizmalarını çalıştırmalarının mümkün olmadığı biliniyor. 

Almanya ile bağımız
Nihai olarak ülkemizi, bizi ilgilendiren en yakın gelişme çok açık ki Avrupa ve özellikle Almanya’daki ekonomik performansın gelişimi. Almanya 2009 krizi sonrasında diğer AB ülkelerinden çok açık biçimde ayrıştı. Ekonomik büyüme ve işsizlikteki gerileme kayda değer bir performans gösterdi. Almanya, Türk ekonomisinin en çok paralellik gösterdiği ekonomi. Krize girişte de çıkışta da Almanya ve Türkiye’nin hareketleri birlikte.
Ama Almanya’dan son dönemde gelen haberler tatsız. Önceki gün Almanya için açıklanan PMI (Satın Alma Yöneticileri Endeksi) sayısı, mart ayındaki 48.4’ten sert düşüşle nisanda 46.2’ye gerilediğini gösteriyor. Almanya için açıklanan PMI sayılarının sanayi üretimi ya da GSYH sayılarına paralel seyrettiğini not düşerek, bu seviyenin 2009 krizinden çıkışı simgeleyen Mart 2010’dan sonraki en düşük seviye olduğunu da anımsatalım. Önceki gün TİM tarafından açıklanan ihracat verilerinde de bunun izleri vardı; nisan ayında AB ülkelerine yapılan ihracatın yüzde 18 gerilediği anlaşıldı. Bu veriler ekonomide yumuşak inişten çok, sert bir inişin ilk sinyalleri. İki merkezde seçimlerin yapılacağı pazar gününden sonra, Avrupa’nın krizi iyi yönetme ve yapısal çözümler bulma girişimi olmazsa ‘ılımlı resesyonu’ bile arar hale geliriz.