Almanya'ya yaklaşan fay hattı

Tüm Euro Bölgesi'nin kamu borçlarının toplandığı fiili bir borç havuzuna doğru gidiliyor! Almanlar bu havuzu finanse etmeyi isterler mi?

Avrupa’da işler yoluna giriyor mu? Yoksa Avrupa’nın ‘amiral gemisi’ Almanya’da işler karışıyor mu? İspanya ve İtalya ağustos öncesine göre daha bir rahat nefes mi aldı?

Ekonomilerin ihtiyacı olan temel yapısal bir çözüm hâlâ ortada yok. Ama Avrupalı politikacıların istediği oldu, zaman kazandırıcı bir ‘havuç’ piyasaya sürüldü. Sunulan bu ‘ECB havucu’yla piyasa oyuncularına rahat nefes aldırıldı, olası yeni bir paniğe yol açacak biçimde ‘borsaların düşmesi korkusuna’ bir fren konulmuş oldu. Hem de politikacılara zaman kazandıracak ama aynı zamanda da enflasyon gibi başka kaygıları tetiklemeyecek hem de ilkelere bağlanmış bir ‘şarta bağlılık’ içeren parasal operasyon masaya konulmuş oldu.

Avrupa Merkez Bankası’nın masaya koyduğu parasal operasyon mekanizmasının ‘şarta bağlılık’ koşulu, aslında Alman siyasetçileri rahatlatıyor. Kemer sıkmaya, AB ekonomi politikaları çerçevesinde bütçe uygulamalarına gitmeyen, bir ‘istikrar programı’ uygulamayan (hatta bu ‘şarta bağlılık’ ilkesine IMF’nin adı da eklendi) ülkelerin tahvilleri ECB tarafından alınmayacak.

Almanlara sakinleştirici
‘Şarta bağlı, sınırsız ama sterilize edilmiş tahvil alımı’ programının ‘sterilize etme’ koşulu ise Alman Merkez Bankası’nı rahatlatmaya dönük bir unsur. Böylece 1923 yılındaki hiperenflasyon travmasını unutamayan Alman para otoritesine, ECB tarafından sakinleştirici bir hap sunulmuş oldu.

ECB ve başkanı Draghi’nin açıkladığı programın temel unsurları, Almanların kaygılarını rahatlatmaya dönük bir içerik taşıyor. Ama Almanya tarafında her iki kesimin de istediği bu olmasa gerek. Politikacı olarak Şansölye Merkel; hem zaman kazandırıcı olması hem de şarta bağlılık kuralı nedeniyle bu programa en azından hayır demedi. Alman Merkez Bankası da sterilizasyon içermesi ve şarta bağlanması hem de üç yıla kadar vadede olması nedeniyle ‘Hayır’ dese de sesini yükseltmedi.

Tüm bu olanlar, Avrupa’daki fay hattını Almanya’ya doğru kaydırdı. Bugüne dek Yunanistan, Portekiz, İrlanda, İspanya ve İtalya üzerine yoğunlaşan ‘eurodan çıkış’ tartışmaları ya da spekülasyonları, artık Almanya üzerine yapılacak bir eşiğe taşındı. AB’de ekonomi politika yapıcılığında Sarkozy sonrası yalnızlaşan Almanya, artık şu kazanç-maliyet sorgulamasını daha hararetle yapma noktasına geldi; kalırsak ve zorda kalana yardım etmeye devam edersek mi daha pahalı? Çıkarsak ve yüz yüze kalacağımız maliyetleri üstlenirsek mi daha pahalı? Çünkü iş daha önce çeşitli taraflarca önerildiği gibi şuraya doğru gidiyor: Tüm Euro Bölgesi’nin kamu borçlarının toplandığı fiili bir borç havuzuna! Almanlar bu havuzu finanse etmeyi isterler mi? Almanlar bunu istemediklerini fark ettiklerinde euroyu terk edeceklerdir.

İspanyollar masaya oturur
Siyasetçilere zaman kazandıracak programın olası işleyişi de şöyle olacak:

Yatırım şirketi Goldman Sachs’ın tahminine göre, ECB’nin uygulamaya koyduğu şarta bağlı sınırsız tahvil alım programı (OMT) İspanya’nın resmen kurtarma fonuna başvurması ile işlemeye başlayacak. Buna göre, 12 Eylül tarihinde Alman Anayasa Mahkemesi’nin kalıcı kurtarma fonu ESM’yi onaylamasının ardından, İspanya Eurogrup toplantısı sırasında geçici kurtarma fonu EFSF’den yardım almak için başvuracak. EFSF tarafından belirlenen yardım ve edimleri (kemer sıkma) içeren koşullar konusunda İspanyol parlamentosundan onay istenecek. EFSF ya da ESM kanalıyla yapılan yardıma katkıda bulunan kimi ülkeler de parlamento onayı alacaklar. Ancak bu koşullarda top Avrupa Merkez Bankası’nın önüne gelecek, bu durumda ECB tahvil alım programı uygulayabilecek.

Yaklaşık 10 ay önce, “Yüzde 1’le parayı üç yıl vade ile biz size veriyoruz; gidin istediğiniz tahvili alın” anlamına gelen bir parasal operasyon yapan ve zaman kazanmaktan başka hiçbir başarı elde edemeyen ECB, benzer oyunu kendisi oynayacak. Sahi, sorunları çözmesi beklenen politikacılar nerede?