Altın ihracatının etkisi

İran'dan aldığımız gaz ve petrolün bedelini, yine ithal ettiğimiz altınla ödemiş olmamız, 2 yıllık bir takvimde ödemeler dengesinin sonuçlarını değiştirmez.

İran’ın Türkiye’ye sattığı gaz ve petrolün bedelini ülkesine altın olarak götürmesi üzerine söylenenler, yazılanlar meselenin hâlâ anlaşılamadığını gösteriyor.

İran’ın Türkiye’ye sattığı enerji ürün bedellerinin bir Türk bankasındaki hesabına yatırıldığı, bunun da İran tarafından altına çevrilerek fiziksel olarak ülkeye taşınması, doğal olarak ihracat olarak görünüyor. Kimi bu durumu ‘gaz ve petrol bedeli ödeniyor, nasıl olur da bu ihracat olarak yazılır” diye itiraz etti. Kimi bunu açıklayayım derken, İran’a giden altınların büyük bir bölümü sanki ithal edilmemiş gibi, ‘topraktan çıkan patates’ gibi sundu.

İstanbul Altın Borsası verilerine göre 2008 ve 2009’da tüm yıl ortalama 40 ton altın (bugünkü fiyatlarla 2 milyar dolar) ithal eden Türkiye’nin, 2011 yılbaşından itibaren aylık altın ithalat verilerinde hızlı bir artış ortaya çıktı. 2011 yılında 7 milyar dolarlık bir ithalat yapıldı. Bir o kadar da 2012’de. Bunun İran’ın Türkiye’ye yaptığı ihracat bedellerini olası bir ödeme kısıtlamasına karşı altına çevirmesi ve bunu da bir banka müşterisi gibi Türkiye’deki finansal aracılara yaptırdığı açıktı. Türkiye’ye ithal edilen altınlar, bankacılık sisteminde İran üzerine getirilen ödeme kısıtlarından sonra yoğunlukla 2012’de İran’a sevk edildi. Gümrükten geçerken de adı, ihracat oldu çok doğal olarak.

2011 ve 2012’de yapılan bu altın operasyonunun Türkiye ekonomisine getirdiği etki ise kimi ekonomik göstergelerin maskelenmesi oldu. Bunu hükümetin sayıları saklama amaçlı yaptığını söylemiyorum. İşlemlerin istatistiklere yansıması başka türlü olamazdı.

En çok tartışılan konulara dönersek, şüphe değil ama fotoğrafın tam olarak görülebilmesi için aydınlanmaya ve bunun için de temel olarak yanıt bulunması gereken sorular var tabii ki.

Birincisi, İran’a ya da Dubai’ye ihraç ettiğimiz altınlar nereden geliyor? İthal mi ettik? Yoksa yurtiçinde biz mi ürettik ya da topladık? İkinci soru da şu: İran’a ihraç ettiğimiz altınların bedeli ülkeye geldi mi?

İran ambargo altında iken, çeşitli kanallardan ithal edeceği gıda maddesine yapacağı ödemeyi sadece tek bir araçla yapabilir: Uluslararası standarttaki altınla. İran’ın ihtiyacı olan, uluslararası standartta külçe altındır. Kimse ayarı ve içeriğini bilmediği ‘takoz’ altını ödemede kabul etmez. Bunun için üzerinde uluslararası kabul gören rafineri damgası aranır.

2011 başından 2012 ekim ayı sonuna dek; Türkiye’nin altın ithalatı birikimli olarak 14.7 milyar dolar, ihracatı ise 18.1 milyar dolar. Bunların büyük bir bölümünün uluslararası standartta olduğunu söylemeye gerek var mı?

Yani aradaki fark 3.4 milyar dolarlık bölüm mevcut stoklarımızdan ya da üretimimizden karşılanmış görünüyor. Kabaca 60 tonluk bu farkın; ülke madenlerinden çıkan altının veya ‘bozdurularak’ kuyum sektörüne dönen altınların rafinerilerde uluslararası standartta altına dönüştürülmesiyle iki yılda sağlanmış olabilir. Ama İran’a hem doğrudan hem de Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki hesaplarına giden altının iki yılda toplam 10 milyar dolara yakın olduğu hesaba katılırsa ülkede üretilen ve bozdurulan altınların bu boyutta (yaklaşık 200 ton) uluslararası standarda sahip külçeye Türkiye’de çevrilmesi teknik olarak olanaksız.

Sorunun yanıtına gelelim; İran’dan aldığımız gaz ve petrolün bedelini, ağırlıkla yine ithal ettiğimiz altınla ödemiş olmamız, iki yıllık bir takvimde ödemeler dengesinin sonuçlarını değiştirmez. Nette enerji ithalat bedelinin önemli bir bölümü ülkeden çıkmıştır. İran’a yapılan altın ihracatı bedelinin ülkemize gelmediğini hesaba katarsak, altın ihracatının yoğunlaştığı dönemde ödemeler dengesinde net hata ve noksan kaleminde küçülmeyle ‘kaynağı bilinmeyen fon çıkışı varmış gibi’ etki görülecektir.