Anlamsız bir 'rating' polemiği

Türkiye, kendisine ülke kredi notu verilmesi için yaptığı tüm anlaşmaları iptal etse dahi, kredi dereceleme kuruluşları değerlendirme ve not yayımlamaya devam ederler.

Başbakan Erdoğan kredi dereceleme kuruluşlarına fena halde kızıyor. Evet, içeride-dışarıda kayda değer bir kesim benzer düşünüyor; dereceleme kuruluşlarının çok hataları oldu, çok itibar kaybettiler, ayrıca Türkiye’nin notunu da görece aşağıda tutuyorlar. Ama bir çeşit ‘yel değirmenleriyle savaş’ gibi, anlamsız biçimde Başbakan düzeyinde bir polemiği de sürdürüyoruz. Son olarak da, Pakistan ziyareti sırasında Başbakan Erdoğan S&P ile Hazine’nin anlaşmasını feshedebileceklerini, yeni bir dereceleme kuruluşu kurma düşüncesinde olduklarını anlattı.
Başbakan Erdoğan’a sistem nasıl anlatıldı bilmiyoruz; ama işler öyle olmuyor.
Üç büyük kredi dereceleme kuruluşunun ülkemize verdiği not henüz yatırım yapılabilir sınıfta değil. Hatta Japon JCR ile Çinli Dagong bile bizi ‘üç büyüklerin’ verdiği not seviyesinde tutuyorlar. Bulunduğumuz yer, ‘spekülatif’ sınıfa giriyor. Kredi dereceleme notu, borçlanmak isteyenler ile ellerinde fon bulunan ve yatırım yapmak isteyenlerin talep ettiği bir ‘fener’ aslında. Tasarrufları yetersiz olanlar, büyümek isteyenler, başkalarının tasarruflarına ihtiyaç duyuyorlar. Belli bir borç geri ödeme yeteneğine sahip olduklarını tescillemek için de kredi dereceleme kuruluşlarına başvuruyorlar. Diğer tarafta ise ellerinde bulunan fonları borç vermek ve tasarruflarını yüksek kazançla değerlendirme arayışı içinde olanlar, borç verdikleri kuruluş ya da ülkelerin belli bir geri ödeme gücüne sahip olmasını ve daha da ötesinde risk derecesini bilmek istiyorlar. Yani, ‘notlanmak’ isteyen kadar, yatırımlarını buna göre yönlendirmek isteyenler de bu notu talep ediyorlar, abone olup para ödüyorlar. Yüzlerce ülke, binlerce banka, şirket ve bunların ihraç ettiği tahvillere değerlendirme yazılıyor ve not veriliyor.
Dereceleme kuruluşları 2008-2009 krizi sırasında kimi borçlanma araçlarına olmayacak notlar verdiler; bundan zarar görenler oldu. Kriz sonrasında ise bu defa çok katı davranmaya başladılar. Zira ABD’de yürürlüğe giren ‘Dodd-Frank Yasası’, nihai olarak zarar eden yatırımlara temel oluşturan ‘yatırım yapılabilir’ notunu veren dereceleme kuruluşlarına da tazminat yükümlülüğü getirdi.
Ülke olarak ‘spekülatif’ eşiği aşamadık. Ama dereceleme şirketlerinin hepsinin de sözleşmiş olduklarını söyleyemeyiz. ‘Acaba neyi eleştiriyorlar?’ sorusunu da çokça sormuyoruz. Türkiye, kendisine ülke kredi notu verilmesi için yaptığı tüm anlaşmaları iptal etse dahi, kredi dereceleme kuruluşları Türkiye değerlendirmesi ve notu yayımlamaya devam ederler. Yani, olası bir ‘devekuşu politikası’ işe yaramaz.
Gelelim ‘yerel kredi dereceleme kuruluşu’ kurma düşüncesine. Kendi dereceleme kuruluşumuzu kurabilir miyiz? Evet, kurabiliriz. Peki, kendi kurduğumuz dereceleme şirketi kendimize not (ülke kredi notu) verirse mevcuda göre daha itibar ve fazla para gelir mi? Hayır. Tersine, öznel bakışın olacağı bir önkabul şeklinde önünüzde engel olarak durur.
Buna en taze örnek; dün Başbakan Erdoğan’ın ‘kendi kredi dereceleme kuruluşumuzu kurarız’ biçimindeki sözlerinin üzeriden 12 saat geçmeden, dereceleme kuruluşu Fitch, Japonya’nın notunu A+ seviyesine düşürdü. Görünümü de negatif olarak belirledi. Oysa Japon kredi dereceleme kuruluşu JCR’ın kendi ülkesine verdiği not, ilk verildiği yıl olan 2000 yılından bu yana AAA seviyesinde ve görünümü de ‘durağan’ olarak hiç değişmeden olduğu yerde duruyor. Kimse kamu borcu/GSYH oranı yüzde 250’ye yaklaşan Japonya’da yatırım yapmak için JCR’ın kendi ülkesine ne not verdiğine bakmıyor.
Buradan ikinci noktaya geliyoruz; ama Japonlar, para yatırdıkları kurum ya da ülkeye JCR’ın ne not verdiğine bakıyorlar.
Japonya’dan JCR gibi bir dereceleme şirketinin ortaya çıkmasının ardında, tasarruflarının fazla olması ana bir etkendir. 1980’lerde Samuray piyasasında borçlanmak isteyen ülkeler JCR’dan kredi derecesi almak durumundaydılar. JCR’ın işlevi yerel tasarrufçulara ışık tutmak, bankalara da yatırım yapılabilir risk derecesi kriteri belirlemek gibi ihtiyaçlardan ortaya çıkmıştır. Oysa Başbakan Erdoğan’ın sözünü ettiği yerel bir kredi dereceleme kuruluşu, bizim gibi tasarruf açığı olan bir ülkenin dereceleme kuruluşu olacaktır.
Son nokta da; ülkelerin notları ile borçlanma faizleri arasındaki ilişkinin son dönemde kırılmış olmasıdır. ‘Spekülatif’ kategoride yer alan BB notuna sahip Türkiye, ‘yatırım yapılabilir’ kategoride BBB notuna sahip İspanya ve İtalya’dan ucuza borçlanmaktadır. AA notuna sahip Belçika’ya göre bile yüksek bir faiz ödememektedir. Aşağıdaki tablo bu polemiğin ülkeye bir katma değeri olmadığını fazlasıyla söylüyor.