Artık dövize bakıyoruz

Olası bir faiz indirimi, kesin ve planlı bir politika aksiyonu değil. TL'nin değerindeki seyir belirleyici olacak.
Artık dövize bakıyoruz

Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın reel kur bandı telaffuz etmesinden sonra, dün gözler Para Politikası Kurulu toplantısına çevrilmişti. Faiz koridorunun daraltılması kararı alınabileceği tahmin ediliyordu. Peki, koridor aşağı doğru kaydırılabilir miydi?

Bankanın piyasaya verdiği paranın ortalama faizi, kasım ayı başından bu yana politika faizi olan yüzde 5,75’in altında seyrediyor. Faiz koridorunun alt tabanı ise Merkez Bankası’nın gecelik borç alma faizi olan yüzde 5’te.

Banka dün faiz koridorunu üstten daraltmaya devam etti. Tavan yüzde 9,5’ten yüzde 9’a düşürüldü. Politika faizi ile faiz koridorunun tabanına ise dokunulmadı. Ancak şöyle bir notla ipucu verildi: “Önümüzdeki dönemde, finansal istikrar açısından gerekli görülmesi halinde politika faizinde ve gecelik borçlanma faizinde ölçülü bir indirimin gündeme alınabileceği ifade edilmiştir.”

‘Finansal istikrar açısından gerekli görülmesi halinde’ olarak tanımlanan durum, Başkan Başçı’nın geçenlerde ifade ettiği duruma işaret ediyor. O da, kısa vadeli sermaye girişinde olağan akışın üstünde bir akışla karşılaşılması ve döviz kurunu aşağı çeken bir giriş olması durumudur. Özetle Merkez Bankası, ülkeye TL’ye dönmek için fazla döviz gelirse faizi indirecek.

Kurul toplantısı ardından yapılan açıklamada yer alan bu paragraf, Merkez Bankası’nın ikinci kez ve kayıtlara yazılı olarak soktuğu ‘sözlü müdahale’ niteliği taşıyor. Bu, kesin ve planlı bir politika aksiyonu değil. TL’nin değerindeki seyir belirleyici olacak.

Merkez Bankası faiz koridorunu Eylül ayından itibaren daraltmaya başladı. Yüzde 11,5’ten kademeli olarak yüzde 9’a kadar düşürüldü. Peki, ya beklenen sonuçlar ortaya çıkmaya başladı mı? Beklenen sonuç şuydu: Merkez Bankası koridoru daralttıkça kredi faizleri de gerileyecekti.

Eylül ayından itibaren gözlenen iki aylık döneme ait tablo, koridor daraltmasının belirgin bir kredi faiz düşüşü sağladığı izlenimi vermiyor. Ticari kredi faizleri ile konut kredisi faizlerindeki gerileme faiz koridoru ile değil, Merkez Bankası’nın efektif fonlama maliyetini aşağı çekmesiyle ilintili görünüyor.

Merkez Bankası’nın bir süredir uygulamaya soktuğu yeni politika, Türk Lirası zorunlu karşılık yükümlülüklerinin döviz ve altınla yerine getirilebilmesine olanak tanıyordu. Böylelikle bankalar kabaca yüzde 90 oranında bu olanağı kullanıyor durumdalar. Bu uygulama ile Merkez Bankası’nın kasasına 28.5 milyar dolar ile 11 milyar dolarlık altın girmiş durumda.

‘Alan razı-veren razı’ biçiminde işliyor. Ancak şu hiç hesaba katılmıyor: Dolarizasyon teşviki ve bir merkez bankasının kendi parası dışındaki paraları temel politika aracı haline getirmesi bir tarafa, bu politikadan çıkış stratejisi ortada yok. Çünkü artık para politikası demek, kur ve döviz politikası demek!