Avrupa krizinde yeni raunt

Mart ayında yüklü borç geri ödemeleri olan Yunanistan, iki yıldır yüze yüze geldiği son aşamada bu günlerde.

Avrupa’da İtalyan ve İspanyol hazineleri geçmiş birkaç aylık döneme göre oldukça başarılı borçlanma ihaleleri gerçekleştirdiler. Ama öte yandan Avrupalı bankaların Avrupa Merkez Bankası’nda (ECB) tuttukları nakit paranın miktarı da artmaya devam ediyor. Dün açıklanan veriler, bankaların en düşük yüzde 1’le borçlanarak aldıkları paraların 502 milyar euroluk bölümünü yüzde 0.25’lik faizle Avrupa Merkez Bankası’nda tuttuklarını gösteriyor.
Avrupa krizinde ortada üç temel sorun var.
Birincisi, finansal sistemdeki kriz. Mali güçleri ve sermayeleri erimiş bankaların rehabilite edilmesi, yeniden sermayelendirilmesi gerekiyor. Fransa ve Almanya’da takvimi yaklaşan seçimler nedeniyle radikal kararlar hep erteleniyor. Geçmişte İsveç’in yürüttüğü banka devletleştirmesi; sermayelendirme ve rehabilitasyon sonrasında da bankalardaki devlet payının satılmasıyla sonuçlanan model bile artık basit kalıyor. Çünkü sorun iyice derinleşti, ülkeler arası bulaşıcılık bir sendrom halini aldı. Görece sağlıklı olan bankalar
bile borç küçültme, kredi vermeme (deleveraging) eğilimini sürdürüyor. 

Borç odakta
İkincisi, finansal yardım yamalarıyla ve kemer sıkma önlemleriyle yüzdürülmeye çalışılan Yunanistan’ın borçlarını yeniden yapılandırması kaçınılmaz. Bu durum en başından belli olan ama sürekli ötelenen bir sorundu. En sert kemer sıkma önemlerine karşın bir borç yapılandırması olmadan Yunanistan’ın düze çıkması matematik olarak mümkün değildi. Başlarda iyi yönetilebilseydi, daha yumuşak bir yapılandırma ile atlatılabilecekti. Ama şimdi borçların yüzde 50’si silinse bile yeterli olmayacağı hesaplanıyor. Artık borç yapılandırmasının da kaçınılmaz olduğu dereceleme şirketlerince açıklanıyor.
Artık resmen masada olan borç yapılandırması münferiden Yunanistan’a özgü bir operasyon olamayacak. Çünkü malum bulaşıcılık nedeniyle ileride Portekiz ya da İrlanda gibi IMF ve AB yardımı alan ülkelere de gerekebilecek.
Üçüncü sorun da Yunanistan krizi ile başlayan ve adına ‘borç krizi’ denilen süreç, sonunda içerik olarak da bu adın altını doldurdu. “Yunanistan borçlarını ödeyebilir mi” sorusundan Euro Bölgesi’ndeki borç krizine dönüştü. Portekiz, İspanya, İtalya gibi ülkelerin kamu borçlanma faizleri hiç olmadığı kadar yüksek bir seviyeye çıktı. Öyle ki örneğin İtalyan 10 yıllık devlet tahvili faizlerinin yüzde 7’ye ulaşması, borcun çevrilmesi ve sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri yaratmaya başladı. 

Basılan para nerede?
Nitekim Kasım 2011’de bu üç temel sorunun ışığında AB liderleri çözüm bulmak zorundaydılar. Nitekim üç temel sorun giderek birbirinin içine giriyor, açmaz halini alıyordu. AB içindeki böyle zayıf bir bankacılık sistemi, kendi ülke hazinelerini nasıl olacaktı da borçlanmasına olanak sağlayacaktı?
ECB’nin tahvil alımları işe yaramıyor, sadece elindeki tahvillerden kurtulmaya çalışanlara likidite olanağı sağlıyordu. İşte ECB’nin tahvil almak yerine bu tahvilleri alacak olanlara repo yoluyla yüzde 1’le 3 yıl vadeli para verme penceresi yaratıldı. İlk ihalede 489 milyar euro verildi. ECB’nin yarattığı para Temmuz 2011’de 1.9 trilyon euro iken 6 Ocak itibariyle 2.6 trilyon euroya zıpladı. Geride kalan 10 gün içinde, Fransa, İtalya ve İspanya’nın yaptığı ihaleler başarılı oldu. Şimdi gözler 29 Şubat günü yapılacak yeni bir 3 yıllık ihaleye çevrildi. Ucuz para ile “İşler yoluna giriyor” psikolojisi yerleştirilmeye çalışılıyor. Temmuz başında 100 milyar euronun altında olan ama bugün 500 milyar euroya ulaşan ECB’de park etmiş mevduat, “Henüz Avrupa’daki finansal sistemde işler düzelmedi” diyor.
Mart ayında yüklü borç geri ödemeleri olan Yunanistan, iki yıldır yüze yüze geldiği son aşamada bu günlerde; ya borçlarını ‘sulh içinde’ yeniden yapılandırarak bir yeni patikaya girecek ya da kendisinin dikte edeceği ama alacaklılar için zorunlu bir yapılandırmaya gidecek. İşin doğrusu, anlaşmalı bir yapılandırma dışındaki seçenek Yunanistan’ın euro içinde kalmasını da olanaksız hale getirecek. İlave olarak, Yunanistan euroyu terk ederse diğer ülkeler için de bir kapı açılmış olacak.