Avrupa parasıyla kumar

Her günün sabah açılışına bağlı olarak belirlenen 'politika faizi', para piyasasında zaten tavandan fiyatlanıyor

Almanya’da önceki gün düzenlenen 6 aylık bono ihalesinde faiz oranı negatif oldu; 6 ay sonra 100 euro alacak olanlar, bugün 100.00616 euro yatırdılar. Yani peşinen üste para verdiler; yıllık yüzde -0.0122 verim sağlayacaklar (ödeyecekler)! Bunun anlamı çok açık; elinde parası bulunanların bir bölümü, faiz almak bir tarafa, üste para vererek anaparaya koruma sağlama peşindeler demek. Getiri arayışı yok; tersine, feda edilmiş demek.
Avrupalı bankaların ellerindeki nakit paraları ve Avrupa Merkez Bankası’ndan (ECB) borç aldıkları paraları yine orada tuttukları miktar rekor seviyeye, 481 milyar euroya ulaştı. Ayrıca İtalyan bankalarının aralık ayı sonu itibariyle ECB’den aldıkları paranın da 210 milyar euroya ulaştığı ortaya çıktı.
Avrupa’daki tüm finansal kurumlarda, tam bir likiditenin üstüne yatma durumu var. ECB’nin bastığı her bir euro gidecek yer aramıyor, adres belli; yine en sağlam yer olarak gördükleri merkez bankasında yani ECB’de tutulan, bankaların kendi hesapları. 

Kariyerine kumar
İşte bu tablo içinde, Merkez Bankası Başkanı Dr. Erdem Başçı geçen hafta Bursa’da yaptığı konuşmada gelişmiş ülkelerdeki merkez bankalarının bastıkları paraların bizim gibi ülkelere geleceğini, böylece TL’ye yatırım yapanın kazanacağını söyledi. Geçmiş bir yılda kendi ulusal parası, tasarrufçusuna enflasyon karşısında reel olarak kaybettiren, hem de diğer paralara karşı kayıp yaşayan bir ülke için yukarıda vahametini özetlediğim gibi kendi kontrolümüzde olmayan gelişmeler ve unsurlar hesaba katılırsa oldukça iddialı bir söylem.
Bir Merkez Bankası başkanı bu tabloda bu kadar iddialı ise merkez bankacılığı kariyerini ‘masaya’ sürüyor demektir. Ya olmazsa? Bu durumda o Merkez Bankası başkanı koltuğunda oturamaz. Bu kadar iddialı konuşmak durumunda kalınması, iletişim açısından da düşündürücü ve sevimsiz bir durum.
Normal koşullarda, önce enflasyon hedefini öyle birkaç puanla değil, ikiye katlayan bir merkez bankasının kamuoyundan ciddi biçimde özür dilemesi beklenirdi.
Kendi ulusal parası için belirlediği faiz oranı -ki bu oran kısa vadeli tüm finansal araçların faizlerini etkiler- enflasyonun altında kalan ve böylece de ulusal para cinsinden tasarrufa özendirmediği gibi kaybettiren bir merkez bankası, ertesi yılbaşında çıkıp da “Bu yıl ulusal paramız tasarrufçusuna kazandıracak” derse inandırıcı olabilir mi? 

İddia ve politika
Haydi, bu itibar kaybı var; peki, her şeyi geride bırakıp bu iddianın gerçekleşmesini sağlayacak bir politika demeti var mı? Daha doğrusu, en az üç aylık vadede bir belirlilik var mı? Hayır, yok. Yani önümüzdeki üç ayda faiz oranlarının ne olacağını biliyor muyuz? Görebiliyor muyuz? Kestirebiliyor muyuz? Hayır.
Mevcut durumda ‘istisnai gün’ adıyla “Faizi yükselttim ama bu geçici” diyerek kısa vadeli faizleri yüzde 12’ye çeken Merkez Bankası, bunun ne kadar süre gideceğini söyleyebiliyor mu? Bunun ne kadar süreceğini kestirebilen ekonomik birim var mı? Her iki kesim de bunu bilmiyor. En kritik soruya geliyoruz; yüzde 5.75 ila 12.5’lik koridorda olan faizin tavanının daha fazla yukarıya çekilip çekilmeyeceğini biliyor muyuz? Hayır.
Faizleri yüzde 11-11.5 arasında seyreden tahvillere yatırım yapmak isteyenler için bu belirsizlik caydırıcı oluyor. Her günün sabah açılışına bağlı olarak belirlenen ‘politika faizinin’ bir gün yüzde 5.75, ertesi gün yüzde 12 olması, para piyasasında faiz fiyatlamasının tavanda kalması gerçeğini değiştirmiyor. Çünkü finans piyasası ‘en kötüyü’ esas alıyor.
Bu belirsizliği sürdürerek piyasada geçerli olan ‘tavan faizle’ üç ay gitmek yerine, politika faizini yukarı çekip bir ‘faiz patikası’ ilan etmek, üç ay için belirsizliği azaltacak ve faizi düşürmeyi de kolaylaştıracaktır.