Avrupa'nın farklı miktar genişlemesi

AB'deki finansal krize, kamu borçlanmasının parasal genişleme ile finansmanının yapıldığı bir aşama da eklenmiştir.

Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy aralık ayındaki AB zirvesi sırasında “İtalyan hükümeti yüzde 6-7 ile borçlanırken İtalyan bankaları yüzde 1’le borçlanabilecekler. İtalyan devletinin İtalyan bankalarından kamu borcunun bir bölümünü bu düşük oranlardan çevirmelerini isteyebileceğini görmek için finans uzmanı olmaya gerek yok” demişti.
Dün yapılan borçlanma ihalesinde, öncesinde yüzde 1.5 faizle borçlanan Fransız hazinesi yüzde 1.05’le iki yıllığına borçlandı. Tam da Sarkozy’nin bir ay önce söylediği gibi. Böylece dereceleme notu düşen Fransa’nın, piyasaya ödediği faizin yükselmesi değil düşmesi gibi tuhaf bir durum da ortaya çıktı.
Sadece Fransa değil, son 10 gün içinde yapılan İspanyol ve İtalyan hazine ihaleleri de oldukça talepli
ve öncekine göre düşük faizli gerçekleşti. Bu gelişme, “Bu defa alınan önlemler işe yaradı, Avrupa krizi aşıyor galiba” türünden bir iyimser hava da yarattı. Borsalar yukarı çıkmaya başladı. Hatta bizde bile kur baskısı azaldı, faiz düştü. 

Başarı mı afyon mu?
Bu ‘başarı’nın ardında aralık ayında duyurulan Avrupa Merkez Bankası’nın uygulamaya koyduğu üç yıl vadeli yüzde 1 faizli repo uygulaması (LTRO) var.
LTRO uygulaması ile Avrupa Merkez Bankası (ECB) 23 Aralık günü 489 milyar euro vererek bilançosunu 2.7 trilyon euro seviyesine çıkardı. Henüz daha bitmedi; 29 Şubat günü yeni bir LTRO ihalesi yapılacak. Üç yıl vade ile yüzde 1 faizle para verilecek.
Peki, son 10 gündeki Fransa, İspanya ve İtalya hazine ihalelerini başarılı kılan böyle açık bir faiz marjı mı? Yoksa yeni bir LTRO ihalesi ile yine yüklü bir para enjeksiyonu beklentisi de buna eşlik ediyor mu? Sonuncu soru ise bunun sorunları halledip etmeyeceği?
Kısa vadede bundan yararlanmak isteyen finansal kurumlar olacak. İşe yarar gibi görünecek de makro olarak. İkinci bir büyük para enjeksiyonu beklentisi de bunu destekleyecek. Nitekim 29 Şubat tarihinde ne kadar para piyasaya sürüleceği üzerine bahisler başlamış durumda. Ancak geriye kalan şu olacak: Avrupa’nın çürük finansal kurumları iyileşmiş olacak mı? Hayır. İlave olarak giren her euronun önemli bir bölümü de likidite amaçlı olarak yine ECB’de durmaya devam edecek. Bizatihi ECB’de park eden bu mevduatın varlığı “Sorunu çözemedik” tabelası olarak ECB bilançosunda duracak. 

Para basarak finansman
Tabii bundan böyle şu temel sorun üzerinde de tedirginlik büyüyecek: Kamu borçluluğu sorunu ile kamu borcunun çevrilmesi, kamu borcunun para basılarak finanse edilmesiyle nasıl bir çerçeve içinde bir arada bulunduğu.
ECB her ne kadar zor durumda olan ülkelerin tahvillerini doğrudan satın almayı artık azaltmış görünse de tahvil alımını teşvik eder yeni bir politikaya geçmiş durumda. Bankalar sadece aracı durumda. ECB parayı basıyor, bankalar borç alıyor, alınan bu borçla da hazine tahvilleri satın alınıyor. Hem de son örnekte olduğu gibi borç verilen vadede satılan tahviller söz konusu.
ABD’deki parasal miktar genişlemesinde ABD hazinesince daha önce ihraç edilmiş tahviller satın alınarak piyasaya para sürülürken ECB’nin son LTRO modelinde ECB para basarak borçlanmaya finansman sağlamaktadır.
AB’deki finansal krize, kamu borçlanmasının parasal genişleme ile finansmanının yapıldığı bir aşama da eklenmiştir. Avrupa, geçmişte tanık olduğumuz ‘Demirbank modeli’ne geçmiş durumda. Prof. Reinhart’ın ‘finansal baskılama’ olarak tanımladığı süreç, tam olarak çalışmaktadır.
Bu modelde ülkemize para gelir mi? Hiç mümkün görünmüyor. Zira bu, görüldüğü gibi ABD miktar genişlemesinden farklı.