'Bahar havası' ve kendi hikâyemiz

'Yalancı baharlara' fazlasıyla bel bağladığımızdan içeride giderek katılaşan kısıtlara bakmaktan ve çözmekten uzaklaşıyoruz. Bakın bu kısıtlar nasıl?

ABD’de faiz artırımı hızının yavaşlayacağı beklentisi doğunca, bizim gibi ülkelerin piyasalarına kısa süreli bir ‘bahar havası’ geldi; son dönemde mali piyasada olan bu. Yani bizim kendi ‘hikâyemize’ gelen para yok.

Kısa vadeli sermayenin ‘gelişen ekonomilerde piyasalar çok dipte’ açısı ile bir miktar gelişen ülkelere akması, piyasaları sığlaşan bu ülkelerdeki mali göstergelere ‘çiçek açtırdı’. FED kaynaklı bu ‘bahar’ uzun sürmeyebilir. Şunu unutmamak gerekir; bugün yavaşlamış görünen FED, gerekçeleri belirginleştiğinde daha yüksek faiz artırımları ile arayı kapayabilir.

‘Yalancı baharlara’ fazlasıyla bel bağladığımızdan içeride giderek katılaşan kısıtlara bakmaktan ve çözmekten uzaklaşıyoruz. Bakın bu kısıtlar nasıl?

Ülkede yaşanan siyasi krizin tüketici güvenine olan etkisini, yani geleceğe bakışı ve harcama eğilimine olan düşürücü etkisini hatırda tutarak, mali gelişmelere bakmak iyi bir açı verebilir.

Reel ekonomiye can suyu kredi piyasasından akar. Türkiye’de kredi stoku büyümesi ekonomideki büyümenin de öncü göstergesidir. Kredi büyümesinin de ana kaynağı yurtdışından gelen sermayedir. Oysa son dönemde cari açığın finansmanı hızla daralıyor, ülkeye para girişi tersine dönüyor. İşte krediye kaynak olan kısa ya da uzun sermaye girişlerindeki bu sorun, kredi büyümesine fren yaptırıyor.

Bankacılık kesiminde toplam ticari kredi büyüme hızı, son 13 haftalık ortalama üzerinden yıllıklandırıldığında yüzde 9’da. Oysa bu oran, 2008-2014 arasında ortalama yüzde 20’lerde, 2015’in aynı döneminde ise yüzde 23’lük bir artış eğiliminde idi. Kredilerdeki bu sert yavaşlama çok belirgin.

Yavaşlamanın en temel sorunu, kaynak sorunu. Dışarıdan gelen sermaye daralırken, iç kaynaklardan bunu sağlamak olanaklı değil. Mevduat artışı ‘yoktan var edilebilecek’ bir artış değil. TL kredilerin TL mevduatlara oranı Ocak ayında yüzde 141’de. Yani TL mevduatın tamamı TL krediye dönüştükten sonra üstüne yüzde 41 fazlası başka kaynaklarla kredi yaratılmış. Kaynaklar üzerindeki bu kullanım baskısı, mevduat faizlerini de yüzde 14’e vurdurdu.

İkinci bir kısıt da, bankaların kredi verme kapasitesinin uymak zorunda oldukları kurallar gereği azalıyor olması. Yani sermaye yeterlik oranlarının yüzde 15’lere gerilemiş olması, yeni kredi verme kapasitesini azaltıyor. Ayrıca, düşen kârlar, yükselen kötü kredi oranları, artan iflas erteleme başvuruları kredi verme iştahını daraltıyor.

Zayıflayan ticarete dair çarpıcı bir gösterge de şu; bankalara tahsil için ibraz edilen çeklerin miktarı son üç ayda önceki yıla göre yüzde 5 azalmış. Ayrıca ibraz edilip karşılıksız çıktıktan sonra ödenen çeklerin oranı hızla düşüyor. Bu oran 2013-2014 yıllarında yüzde 30’ların üzerinde seyrederken, 2015 yılının ilk yarısında yüzde 25’lere gerilemişti. 1 Kasım seçiminden sonra hızla düşerek Şubat ayında yüzde 10’un altında şimdi. Karşılıksız çek oranından daha vahimi bu.

Üçüncü kısıt faiz oranlarının yükseliyor olmasıdır. Bankacılık sisteminde ticari kredi faizlerinin ortalaması yüzde 17’ye dayandı. Sermaye çıkışı olan, kredi genişlemesi için kaynakları azalan mali sistemde bu durum da normal bir sonuç. Ayrıca, Merkez Bankası’nın faizleri düşük tutuyor olması, sanıldığı gibi ticari kredi faizlerini de düşük kılmıyor.

Dördüncü kısıt, para politikasının bu duruma müdahale edebilecek oyun alanı kalmamış olması. Enflasyon yüzde 10’a yaklaştı. Asıl önemlisi, gıda ve enerji fiyat artışları ayrıştırılarak bakılan çekirdek enflasyon da yüzde 10’a yaklaştı. Merkez Bankası piyasaya verdiği paranın ortalama faizini yüzde 9’un üzerine çıkaramadı. Bunun bedeli son 12 ayda 16 milyar dolar rezerv kaybı oldu. Şimdi faiz düşürme olanağı hiç yok.

Ayrıca Merkez Bankası’na yapılacak atamalar belirginleşmeden, fırsatçı kısa vadeli sermaye bile uzun süre kalıcı olamayacaktır.

Bugünkü siyasi kriz içinde uzaklaşılıyor olsa da, bu dünya konjonktüründe Türkiye ekonomisini sürdürülebilir bir düzlüğe taşıyacak ‘bahar havası’, yeni bir ‘hikâye’ ile olacaktır. O da kapsayıcı bir restorasyon ve esaslı reformlar dizisiyle ortaya çıkarılabilecektir.