Bankalarda maliyet farklılaşması

4 ayrı kanaldan 4 ayrı faizle para verip bankalar arasında farklılık yaratıldı.

Merkez Bankası’nın uyguladığı para politikası, çerçevesi itibariyle bankalar arasında da farklı bir fayda-maliyet tablosu çıkarıyor.
Malum, banka yüzde 5 ile yüzde 11.5 arasında bir faiz koridoru yarattı; döviz kurunun durumuna göre, piyasaya verdiği TL likiditesinin maliyetini kimi zaman arttırıyor, kimi zaman da gevşetiyor. Banka buna “esneklik” diyor ama yarattığı belirsizlik ve farklılaştırma başka sorunlara zemin yaratıyor.
Merkez Bankası bankalara dört ayrı kanaldan para veriyor; biri hafta içi günlük olarak düzenlenen 7 günlük repo ihaleleri, ikincisi cuma günleri düzenlenen aylık repo ihaleleri, üçüncüsü İMKB repo piyasasında gecelik repo, sonuncusu da piyasa yapıcısı bankalara gecelik olarak para piyasası plasmanı. Hepsinin faiz oranı farklı. Hem belirlenen faiz oranlarından kaynaklanıyor hem de ihalelerin yöntemlerinden.
Merkez Bankası hafta içi günlerde düzenlediği 7 günlük repo ihalelerinin tipini, o güne atfettiği niteleme ile ilan eder oldu; ‘normal gün’ dediğinde miktar ihalesi yapıyor, ‘istisnai gün’ dediğinde ise geleneksel ihale. Cuma günleri ise geleneksel ihale ile para veriyor. İMKB’de repo ile gecelik para verirken sabit yüzde 11.5, piyasa yapıcısı bankalara gecelik plasman yaparken de sabit yüzde 11 faiz uyguluyor. 

Herkese aynı beden
Geleneksel ihale; Merkez Bankası vereceği paranın üst sınırını ilan ediyor, bankalar da ihaleden hangi faizle ne kadar almak istediklerini Merkez Bankası’na bildiriyorlar. Merkez Bankası ihalede en yüksek faizden başlayarak, vereceği toplam miktardaki paraya ulaşana kadar düşük faizli miktarlara doğru ilerliyor. Sonuçta faiz, ihalede belirleniyor.
Miktar ihalesinde ise Merkez Bankası yüzde 5.75 ile vereceği toplam miktarı ilan ediyor; bankalar ihalede almak istedikleri miktarı bildiriyorlar. Tüm bankaların teklifleri toplanıyor; bir banka, ihaleye attığı toplam teklif miktarının ihaleye gelen toplam teklifler içindeki payı kadar ihaleden para alıyor.
Geleneksel ihalede de, miktar ihalesinde de bir bankanın ihaleye atabileceği teklif miktarı, ihale sonucu piyasaya verilecek para miktarının yüzde 20’sini geçemiyor. İşte sorun da burada başlıyor. Dört ayrı kanaldan para verilirken, kimi bankalar için arbitraj olanağı ortaya çıkıyor.
Çünkü bilanço büyüklüğü 150 milyar TL olan banka da, 25 milyar TL olan banka da, 2.5 milyar TL olan banka da bu limitle sınırlı. Örneğin Merkez Bankası o gün 7 günlük repoda miktar ihalesi ile 3 milyar TL vereceğini ilan etmişse; büyüklüğüne bakmaksızın her bir bankanın ihaleye teklif atma limiti 600 milyon TL. Yani bunun anlamı şu; ihaleden 150 milyar TL aktif büyüklüğü olan banka da, 2.5 milyar TL olan banka da eşit miktarda para alabilir.
Para piyasasında ortalama faizler yüzde 9-12 arasında seyrederken, Merkez Bankası’nın yüzde 5.75’ten miktar ihalesi yolu ile para vermesi küçük bankalara bilançoları ile orantısız biçimde daha ucuz bir fonlama avantajı sağlarken, büyük bankalara da dezavantaj yaratıyor. Küçük bankaların fon ihtiyaçlarının önemli bir bölümünü yüzde 5.75 ile sağlayıp, fazlasını da piyasada yüzde 9-11’le satmaları, kazanç elde etmeleri kapısı açık. Büyük bankaların da hem piyasadan yüksek faizle borçlanıp hem de mevduat faizlerini yukarıda tutmalarının kapısı açık. Olasılıkla da öyle. Oysa kredi piyasasında faizlerin ana belirleyicisi büyük bankalar. Aktif büyüklüğü bakımından ilk yedide yer alan bankalar, bankacılıktaki toplam kredi büyüklüğünün yüzde 75’ini, mevduatların da yüzde 80’ini oluşturuyorlar.
Piyasaya verilen paranın (en ucuzu) % 20’si miktar ihaleleri ile ‘eşit biçimde’ verildiğinden, bu durum büyük bankaların maliyetlerini arttırıyor; bu da kredi faizlerini tabii ki. Bu para politikasıyla; dört ayrı kanaldan dört ayrı faizle para verip, bankalar arası rekabeti de bozan bir uygulama ortaya çıkarılmış oldu.