Başarısızlık mutlaka dışsaldır!

Sorun, döviz çıkışı olması değil döviz girişinin azalmış, durmuş olmasında. Bu da banka döviz rezervlerine ihtiyaç yaratıyor.

Döviz kuru yükseliyor, Merkez Bankası dövize müdahale ediyor. Karşı karşıya bulunduğumuz durum tam olarak nedir?
Geçen günlerde döviz talebine ilişkin görüşü sorulan Merkez Bankası Başkanı Dr. Erdem Başçı, döviz talebinin cari açığın finansmanına gittiğini, yurtiçi kurumsal talebin de olduğunu ama pek yabancı talebi görülmediğini anlatmıştı.
Banka bilanço verilerine göre temmuz sonundan yıl sonuna dek 5 ayda bankanın döviz varlıkları 14.2 milyar dolar azaldı. Bank gerek ihalelerle gerekse doğrudan müdahalelerle döviz sattı. Önce şu ayrımı yapalım: Banka döviz likiditesi sunuyor gibi mi davranıyor, yoksa kur seviyesine müdahale ediyor gibi mi?Normal koşullarda döviz arzı eksikliğini tamamlıyor gibi davranması, yani likidite sunuyor gibi davranması beklenirdi. Başlarda da öyleydi. Ağustos başında seviye telaffuzu yapıldığı için, döviz depoları gibi bazı likidite kanallarının faizi ve vadesi gibi unsurlar çok geç uygun hale getirildiği için bankanın açtığı döviz satım ihaleleri de doğrudan müdahaleleri de kur seviyesine müdahale olarak adlandırılıyor. Son dönemde de seviyeye yönelik olduğunu düşündürüyor. 

Fatura bankalara
İşin tuhaf tarafı da şurada: Ankara’dan hissettirilen hava bu döviz talebinin spekülatif olduğu biçiminde. Her nedense son bir yılda Ankara’da bu konuda siyasi bir paranoya var.
İşte onun iyi bir örneği; dünkü Star gazetesinde Hüseyin Özay’ın haberinde ayrıntılı biçimde sergilenmiş. Özay’a bilgi veren ekonomi yönetimi, döviz talebinin yabancı değil, yerli kaynaklı olduğunu, bunun da üç banka kaynaklı olduğunu, döviz pozisyon açığı olmamasına karşın üç büyük bankanın sürekli olarak döviz aldığını anlatmış.
Bir banka ne için döviz alır başka? Müşterilerinden gelen talep için. Peki, ekonomi yönetimi bunu nasıl okuyor? Haberde, ekonomi yönetiminin döviz talebiyle ilgili kapsamlı inceleme yaptığı, bu çerçevede; bankaların ve şirketlerin açık pozisyonlarının tek tek incelendiği, bankaların açık pozisyonunun risk oluşturacak düzeyde olmadığı belirlenmiş. Tamam, bu biliniyor. Yılın son çeyreğinde dövize gelen talebin bir kısmının, şirketlerin açık pozisyonlarını kapatma girişimlerinden kaynaklandığı da anlaşılmış.
Peki, hepsi bu mu? Döviz alımı ille de bilanço için mi yapılır? Ankara’daki ekonomi yönetimine göre geriye spekülatif kazanç saiki kalıyormuş. Hatta bir üst düzey yetkili “Açık pozisyonu olan bir şirketin yılın ilk ayında, 1.88 TL’den dolar alması için delirmiş olması gerekir. Çünkü faizlerdeki küçük bir artışla birlikte kurların düşeceğini herkes tahmin ediyor” diye konuşmuş! Ya peki bu yetkili, faizlerin iki katına çıktığından ve yüklü müdahalelere karşın fazla bir gerileme olmadığından, kurun daha yukarı gidebileceği beklentilerinden haberdar olmamış mı? 

Bakınız açık finansmanı
Dün bir toplantıda konuşma yapan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da buna benzer bir düşünce yapısını dile getirdi. Babacan’a göre ‘döviz çıkışı yok’! Babacan, Türkiye’den ciddi sermaye çıkışının söz konusu olmadığını belirterek “Merkez Bankası’nın sattığı döviz yine Türkiye’de” diyordu.
Ankara hâlâ konunun bir ödemeler dengesi sorunu olduğunu anlayabilmiş değil. Akım ve stok arasındaki fark unutulmuş! Ekonomi biraz hız kesmiş olsa da aylık bazda yüksek cari açık devam ediyor, bu cari açığın gerektirdiği finansman gelmiyor. Sorun, döviz çıkışı olması değil döviz girişinin azalmış, durmuş olmasında. Bu da bankadaki döviz rezervlerine ihtiyacı ortaya çıkarıyor.
İthalatı ya da borç ödemesi olan şirketin döviz satın alabileceği yer bankalardır. Şirketler dış kredi imkânlarının azalması nedeniyle ya bankalardaki döviz mevduatlarını kullanacaklar ya da döviz satın alacaklar. Bankalardan döviz almak için gittiklerinde, bankalar da döviz alımı için piyasaya çıkıyor.
Ankara’daki bu hava; söylenenler bilgisizlik ya da fotoğrafın tümünü görme konusunda değerlendirme eksikliği değilse “Dışsal gerekçe bul, başkasını suçla kurtul” stratejisinin parçası olmalı.