Başkalarına akıl satarken

Avrupa'ya yol gösteren siyasetçilerimiz, bankaların denetim ve gözetiminden sorumlu kurulun, BDDK'nın başkanını kaç ay oldu hâlâ atamış değil.

ABD Merkez Bankası FED Başkanı Ben Bernanke “Türk Merkez Bankası hatalı para politikası izledi” dese ne olur? Bir düşünün...
Eski başkan Durmuş Yılmaz zamanında şöyle bir söylem gelişmişti; Amerikan Merkez Bankası FED’in hatalı politikalarından bahseden. Uzunca bir süre devam etti. Bakanlar Kurulu sunumlarında bile yer aldı. Merkez Bankası’nın 2010’daki sunumlarında başlayan bir eğilimdi bu. Çeşitli sunumlarda yer alan ve ‘Krizin Çıkış Nedenleri’ başlığı altındaki bölümde anlatılıyordu. Özetle “Amerikan Merkez Bankası FED, 2003-2007 arasında uyguladığı para politikası ile enflasyonu düşük seviyelerde tutmakla birlikte, borçluluk oranlarının ve varlık fiyatlarının aşırı artmasına yol açarak finansal istikrarın bozulmasına katkıda bulunmuştur” deniliyordu.
İşin doğrusu, ABD’deki iktisatçılar bile krizin çıkış nedeni konusunda çok farklı görüşlere sahip, FED’in hatalı olduğu yönünde bir mutabakat yok. Ayrıca başka bir merkez bankasının para politikası hakkında kamuoyu önünde bu biçimde görüş belirtecek son kurum, yine bir merkez bankası olmalı. Yoksa daha sözü dinlenen bir merkez bankasının sizin politikalarınız hakkında konuşması iyi olmayan sonuçlara yol açabilir.
Son dönemde Dr. Erdem Başçı yaptığı bir konuşmada “Avrupa Merkez Bankası için durum çok zor. Ancak onlar ne yapacağını biliyor ve yapıyor da” diyerek bunun sona erdirildiğini düşündürüyor. Ama ‘başkalarına ayar’ verme, onlara ‘yol gösterme’ gibi eğilimler devam ediyor. Ya birisi de “Kendi bahçenizde ne oluyor?” diye sorarsa! 

Reformda takılanlar!
İşte onlardan son bir örnek, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın Bankalar Birliği’nin toplantısında yaptığı konuşmada söylediği sözler: “Yine İtalya’daki Monti hükümeti bu yılın ilk iki ayında, üç ayında hızlı adımlar atarken kilit bazı reformlarda takılmaya başladı. Şimdi özellikle işgücü piyasasıyla ilgili çok ciddi bir reformu maalesef meclisten geçirmekte zorlanıyor. Bütün bu tablo, son iki aydır, üç aydır beklentilerin tekrar bozulmasına sebep oldu.”
Babacan aynı konuşmasında, ‘Türkiye’nin reel sektör reformu’ denilebilecek değişiklikler içeren bir yasanın, Türk Ticaret Kanunu’nun temmuz ayı başında ‘bu haliyle’ yürürlüğe girmesinin de sakıncalar içerdiğini uzun uzun anlatıyordu.
Bu reformu kim yaptı? Neredeyse 4 yıla yakın Meclis’te rafta bekleyip, sonunda muhalefetin kendisine yüklenen ‘Geciktiriyorlar’ gerekçesini boşa çıkarıp destek vermesiyle 2011 başında yasalaşan bir düzenlemeden bahsediyoruz. Aradan geçen 18 ay sonra ülkenin başbakan yardımcısı, yürürlüğe bir ay kala “Kanun bu haliyle, mevcut haliyle 1 Temmuz’da yürürlüğe girmemeli diye düşünüyoruz, çok ciddi sakıncaları beraberinde getiriyor çünkü. Öyle maddeler var ki uygulaması ticaret hayatında çok önemli sıkıntıları beraberinde getirebilir” diye açıklama yapıyor. Reform diye yola çıkıldı, yapıldı. Şimdi, “Değişmesi gerekir; sakıncalı” deniliyor. Diyelim ki çok sakıncalı tarafları var; peki, bunlar şimdi son dakikada mı akla geliyor?
AB krizi var, başkan yok
Bir süredir kendi bahçesinde reformları askıya almış, kendine göre törpülemiş ya da üstünkörü yapmış bir iktidar, başka ülkelere akıl veriyor ya da ‘reformlarda takılmaya başladığını’ anlatıyor. Eğlenceli mi? Hayır, değil.
“Avrupa’nın haline bakın” diye kriz içindeki Avrupa ülkelerini işaret edip ‘Şöyle yapmazlarsa böyle olur’ diyerek şişinen siyasetçilerimiz, bankaların denetim ve gözetiminden sorumlu bağımsız kurul olan BDDK’nın başkanını kaç ay oldu hâlâ atamış değil.
O kadar ki dün Yunanistan’da yapılan seçim sonuçlarının nasıl bir iktidar getireceği, bu iktidarın da kurtarma paketini nasıl yeniden şekillendirmek isteyeceği, bunun sonuçlarının da hem Yunanistan hem de Avrupa için ne olacağı bilinmiyorken, zor durumda olan ülke bankalarının Türkiye’de ortaklıkları olduğu da veri iken BDDK’nın başında bir başkan yok. Önemli bir karar alınması gerekirse bunun inisiyatifinin kim tarafından alınacağı belli değil.
Başkalarına akıl verirken unuttuğumuz, kendi bahçemizin de olduğudur.