Bilgin'e veda

BDDK gibi bir kurumun yaptığı işin değeri, hatalar yapılmaya başlandığında ya da yokluğu halinde anlaşılıyor.

Gelişmiş ülkelerin deneyimi şöyle; işlerini düzgün ve olması gerektiği gibi yapsınlar diye teknik düzeydeki görevlere atamalar uzun süreli yapılıyor. Uzun süreden kasıt, iki seçim süresi ya da siyasal yönetim süresini aşacak ölçüde olması. Örneğin ABD’de Merkez Bankası FED’de faizleri belirleyen komiteye yapılan atamalarda, üyelerin görev süresi 14 yıl; üç başkan eskitecek bir süre!
Orada mantık şöyle çalışıyor; bu kurumlar ‘makinenin’ çalışan mekanizmaları, bunlar çalışması gerektiği gibi çalışsın, siyasal tercih gereken yerlerde de gerekeni seçilmiş siyasetçi yapar.
Ülkemize dönelim; son 5 yılda işini olması gerektiği gibi ve başarıyla yapan kaç üst düzey ekonomi bürokratı yerinde oturuyor? Hazine Müsteşarı dışında hiçbiri. Merkez Bankası’nda eski başkanlar Süreyya Serdengeçti ve TMSF’de Başkan Ahmet Ertürk’ün görev süresi dolduktan sonra süreleri uzatılmadı. Eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz ise bankanın özel hukuk tüzelkişiliği olmasına karşın yaşı bahane edilerek yeniden atanmadı. Görece uzun dönem yapan BDDK’da Başkan Tevfik Bilgin’in de görev süresi bugün doluyor. 

İyiler siyasetçiye rakip mi?
Eski üst düzey bürokratların ikisi; Ertürk ve Yılmaz Cumhurbaşkanı danışmanı oldular. Serdengeçti ise TOBB ETÜ’de ders veriyor. Hiçbiri, görev yaptığı süre içinde kamuoyunda olumsuz bir etki ya da izlenim bırakmadı. Tersine çıtanın üzerinde kaldılar.
Halbuki hepsi de yeniden atanarak bu görevlerini sürdürebilirlerdi. Deneyimleri ve teknik bilgileri, karar alıcı siyasetçilere de çok büyük katkı yapacağı gibi, ekonomik birimlere de daha fazla güven sağlardı.
Ekim 2008’de küresel sarsıntı başladığında, bilenlerin; Türkiye’deki bankacılık sisteminin ne olacağı konusunda en ufak bir şüphesi bile yoktu. BDDK’nın iyi yönetimi ve denetimi ile bankacılık sistemi çok güçlü olarak küresel krizden geçti. O dönemde siyasetçiler bile, bu gücü daha cılız bir sesle dile getirdiler.
Bugün küresel kriz konuşulduğunda, gelişmiş ülkelerdeki finansal sistemdeki çöküşü anlatanların, sözü övgüyle atıfta bulunarak Türkiye’deki bankacılık sistemine getirdikleri malum. Bunu kime borçluyuz? En başta 2001 sonrasındaki oldukça sert reformlara, sonrasında ise BDDK ve bu kurumu yöneten Tevfik Bilgin’e.
Bankacılık sistemi sağlığını koruyorsa, yüksek sermaye yeterliliğine sahipse, fon arz edenlerle fon talep edenlere aracılık işlevini yerine getirebiliyorsa BDDK işini yapıyor demektir. 2001 deneyimi, 2001 yılına gelene dek ‘halının altında biriken’ olumsuzlukların faturasının gün yüzüne çıkması demekti. Bu bedel de çok yüksek olmuştu.
2002-2012 arasındaki 10 yılı aşkın bir sürede hızla iyileşen bankacılık sistemi, BDDK’nın ciddiyeti ve işini iyi yapması sayesinde kalıcı oldu. 

Bozuk değilse dokunma
İşin doğrusu, BDDK gibi bir kurumun yaptığı işin değeri, hatalar yapılmaya başlandığında ya da yokluğu halinde anlaşılıyor. Bankacılık gibi hassas bir sistemi sağlıklı ve çalışır halde tutan kurumun ‘elle tutulur’ ya da popüler bir ‘PR etkisi’ yaratması, işin doğasından kaynaklanan nedenlerle zor. İyi yönetiminden yoksun olduğumuzda değeri anlaşılan bir iş yapıyor çünkü BDDK.
Daha fazlası, küresel kriz gibi bir süreçten geçip de bankacılıkta işlerin kötüye gitmediği kamuoyunda anlaşıldığında da, siyasetçiler sahneye çıkıp rol çalıyor; siyasal iradenin sayesinde olmuş gibi anlatımlarla...
İşte bu zor işin orkestra şefi Tevfik Bilgin, bugün mesleki olarak da en başarılı ve verimli bir döneminde, süresi dolduğundan koltuğundan kalkıyor. O da olasılıkla ‘kırpılıp’ Çankaya’da danışmanlık görevi verilen ‘yıldızlar’ arasına katılacak.
İyi işleyen saatleri bozup zamanın gerisinde kaldığımızda, yoksun kaldığımızda anlayacağız değerini sistemlerin, yetişmiş teknik uzmanlığın...