Bu büyüme modeli sürdürülebilir değil

Hane halkı tüketimine dayanan bir büyüme modeli dönüp dolaşıp yine hane halkını vuruyor; kur artışı, enflasyon ve ekonomik dalgalanma ile.

Ekonomistler içinde bulunduğumuz yılın ekonomik büyümesini geçen yıldan hayli düşük tahmin ediyor. Pazartesi açıklanan ve yüzde 4’lük bir oranın yakalandığı 2013 büyüme verileri ise bize şunu söylüyor; bu büyüme, ivmesini hane halkı ve kamu harcamalarından alıyor.

Hane halkı talebi ve harcamalarından ivme alan büyüme demek, tasarruf açığının büyümesi demek, yani cari açığın yükselmesi demek. Bu da malum riskleri ve sorunları potansiyel olarak büyütüyor; iki yılda bir patlayan kur, enflasyon ve ekonomide sert küçülme.

2013 verileri açıklandıktan sonra şu tablo ortaya çıktı; milli gelirimiz 820 milyar dolar, cari açığımız bunun yüzde 7.9’u yani 64.9 milyar dolar. 2012’ye göre cari açığın milli gelirimize oranı yükseldi. Sorun şurada; hane halkı tüketimine dayanan bir büyüme modeli dönüp dolaşıp yine hane halkını vuruyor; enflasyon ve kur artışı, ekonomik dalgalanma ile.

2011’den sonra belirginleşen iki ana eğilim var; birincisi, bana kalırsa en önemlisi özel yatırımlardan gelen katkı dibe vurmuş durumda ve ekonomik büyümeye katkısı son 10 yılın en düşük seviyesinde. Küresel kriz öncesinde 2003-2007 arası dönemde çeyrekler ortalaması yüzde 7.6’lık bir büyüme sağlanırken, bunun yarısı yüzde 3.8’lik bir katkıyla özel yatırımlardan geliyordu. 2010-2013 arası 4 yıllık dönemde ise büyüme ortalaması yüzde 6.1’e gerilerken özel yatırım katkısının ortalaması yüzde 2.2’ye düştü. Hele ki 2013 yılında binde 1.4 oldu.

İkinci eğilim ise kamu harcamalarının milli gelire katkısı hiçbir dönemde olmadığı kadar artmış durumda. 2003-2008 arası dönemde sadece 5 çeyrekte milli gelire katkısı yüzde 1’in üzerine çıkan kamu harcamaları, 2012’nin son çeyreğinden itibaren milli gelire ortalama yüzde 1.7 katkı veriyor. Aynı dönemde kabaca ortalama yüzde 3.5 GSYH büyümesi olduğu dikkate alınırsa ekonomik büyümenin yarısının devlet harcamalarından geldiği ortaya çıkar.

Tüm bu tablo, Türkiye ekonomisinde büyümenin sürdürülebilirliğinin tartışmalı olduğunu apaçık ortaya koyuyor. Net ihracatın ekonomik büyümeye katkısının negatif olduğu, özel yatırımların katkısının son 10 yılın en düşük bir eğilimine girdiği, kamu harcamalarının katkısının epey belirginleştiği bir tabloda, hane halkı tüketimine dayalı bir modelin sürdürülebilirliği yok.

İşin kötü tarafı; bu modeli değiştirmek için reform çabası, niyeti ya da iradesi görünen ufukta yok. Örneğin net ihracatın katkısını negatif sulardan pozitife çevirmek için Türkiye sanayine rekabetçilik kazandıracak bir plan da yok.

En zorlu dönemeç de geçildi; küresel ekonomide, koşulların hızla değiştiği bir konjonktüre girilmiş durumda. 2008-2009 sonrasında, reform yapmamıştık ama olağanüstü ‘sıcak para’ akıyordu. Şimdi o da azalıyor.

Türkiye, böyle bir konjonktüre aynı zamanda siyasal krizleri de ekleyerek girdi. Önümüzdeki 1 yıl içinde bu krizi dağıtacak bir irade de görünmüyor. Tersine kutuplaşma en keskin noktasında. Böyle sürdürüldüğü sürece, hane halkının geliri ve refahı bundan büyük hasar görecek. TL ile ölçülen kişi başına milli gelir, 2011’den itibaren büyüme ivmesini kaybetmeye başlamıştı. 2014 yılı belki de kişi başı milli gelirin 2009’dan beri ilk defa gerilediği bir yıl olabilir.

Not: TÜİK’in açıkladığı verilere göre; 1998 sabit fiyatlarıyla kişi başı milli gelir 2002-2013 arasında tam yüzde 46.5 arttı. Yıllık ortalama ise yüzde 4.2 oldu. ‘Üç kat arttı’ söylemi son bulur mu dersiniz?

İkincisi de 2009 krizi bizi teğet geçmemiş. Eğer teğet geçmiş olsaydı bugün kişi başı milli gelirimiz aşağıdaki tabloda yaklaşık 1800 TL civarında olacaktı.