Bu kadar aciz miyiz?

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın elinde güçlü silahları var. Bunlardan biri de 88 milyar dolarlık güçlü döviz rezervi.

Ankara’dan İstanbul’a şu üfürülüyor: “2001’de Ecevit’e yapılan şimdi Erdoğan’a karşı yürütülüyor, döviz kuruna yönelik spekülasyonun arkasında da bu var.” Yorumlara ‘Ergenekon çetesi’nden ‘İsrail parmağı’na kadar bir dizi ‘oyuncu’ da ekleniyor. Yani, 2001’de Ecevit ve diğer koalisyon ortaklarının 2002’de seçim kaybetmelerine yol açan ekonomik krizin bir benzerinin 2012’de çıkması için bir çabanın olduğundan dem vuruluyor. Geçen hafta bazı gazetelerde bu yönde haber ve yorumlar yer aldı.
Eğer bu iddiayı AK Parti ya da hükümette yer alan siyasetçiler medyaya üfürüyorlarsa mevcut durumun daha da kötüye evrilmesine katkıda bulunuyorlar demektir. Yok, bu haberler ekonomi bürokrasisi tarafından üfürülüyorsa daha kötü; siyasal politika yürütücünün yoluna mayın yerleştirmek demek bu.
Bunların muhakemesi için şu üç soruyu soralım: Ekonominin yapısı 2001 gibi mi, yoksa görece daha iyi temellere mi oturuyor? Eldeki politika araçları 2001’e göre yeterli mi değil mi? Döviz rezervlerimiz olası bir ‘komployu’ ya da spekülatif atağı karşılamak için yeterli mi değil mi? 

Zayıflıklar mı esas?
Ekonominin sorunlarının olması, son birkaç yılda politika hatalarının yapılmış olması ve bunların bedelleri ile bugün yüzleşiyor olmamız başka bir şey, bir ‘komplo’yla batacak kadar zayıf olması başka. Ne yazık ki son 5 yılda hükümet ve Merkez Bankası politikalarını eleştiren, yetersiz bulan biri olarak Ankara’dan üfürülen bu senaryonun bizatihi olumsuzluk pompaladığını, bunu iddia etmenin bile hükümetin kendi ayağına kurşun sıkması anlamına geldiğini düşünüyorum! Ankara’dan bu senaryoyu iddia edenler gibi daha da ileri gidip, bugün enflasyon gibi kur artışı gibi bedelleri olan hatalı politikaların üstü örtülmeye mi çalışılıyor diye de sorulabilir.
Dönelim üç soruya.
Birincisi, 2001 krizi yüklü kamu borçlanmasının çürük bankacılık sistemi üzerinde yürütüldüğü bir yapı içinde ortaya çıktı. Her alanda popülizmin biriktirdiği sorunların yıllarca halı altına süpürülmesinin artık taşınamayacağı bir aşamada, yürütülen ekonomi politikasının sahipsiz kalmasıyla ortaya çıktı. Bugün bankacılık sistemi olmadığı kadar güçlü. Kamu borçlanması da olmadığı kadar düşük bir seviyede. 

Döviz için TL
İkincisi, 2001’de Merkez Bankası’nın elindeki araçlar, kamu borç-geri ödeme akımı ve mali sistem büyüklüklerine göre güçlü değildi. Bugün olmadığı kadar güçlü. En büyük silahı da döviz rezervleri değil, TL’yi kontrol gücü, faiz oranları. Yeter ki bu araçları kullanma irade ve kararlılığı olsun. Nitekim faizlerin geçici de olsa yükseltilmesi ve sterilize edilmemiş döviz müdahalelerine başlanmasıyla bu daha belirgin biçimde görülüyor.
Üçüncüsü döviz rezervleri konusu. 2001’de 20-25 milyar dolarlık brüt rezervle kur hedefini savunmak zorunda olan bir Merkez Bankası varken bugün herhangi bir kur seviyesini savunmak zorunda olmayan ama kabaca 88 milyar dolarlık bir rezerve sahip olan Merkez Bankası var. Ayrıca son günlerdeki ‘kullanılabilir net döviz rezervi’ tartışmasının da pek anlamlı olmadığını, Merkez Bankası’nın kullanılabilir döviz rezervinin brüt rezervin kendisinin, yani 88 milyar dolar (78.3 milyar dolarlık döviz+ 9.9 milyar dolarlık altın) olduğunu not düşelim. Merkez Bankası isterse açık pozisyon yapabilir; çünkü yükümlülüklerinden bir bölümü Hazine’ye ait, bazı yükümlülükleri de yurtiçi bankalara ve yerleşiklere. 

Komplo propagandası
Ankara, “Kullanılabilir net döviz rezervi 40 milyar doların altında” iddiasına destek olur tarzda kendi yurttaşlarının zihnine ‘aciz kaldığımız bir durum görünümü’ nakşetmeye çalışmak yerine, “Elimizde ve kontrolümüzde olan araçlarla belirsizliği nasıl azaltırız” sorusuna yanıt arayıp, gerekli politika patikasını ortaya koymalıdır. Aciz durumda değiliz, başkalarının her şeyi istediği gibi yönlendireceği kadar zayıf da değiliz.
Hiç kimse sormuyor mu? Döviz alarak meydan okuyan her kimse, döviz satın alacak TL’yi nereden buluyor? Bunun devamını getirebilecek TL var mı? Merkez Bankası bu TL’yi vermezse spekülasyona devam edebilir mi?
1994 krizine de 2001 krizine de nihai olarak bu ülkenin yurttaşlarının bankalara hücum etmesiyle gidildi. Bugün piyasadaki kur yükselişini suçlamalarla ‘polisiye önlemlerle’, yurttaşların kafasına “Üç banka kuru buraya getirdi, kriz çıkaracaklar” senaryosunun üfürülmesiyle sergilenen ‘aciz tabloya’, yine Ankara’dan biri ‘dur’ der umarım.
Bankalar da şirketler de bireyler de nasıl ki zamanında döviz bozdurmuşlarsa şimdi de döviz almaları normaldir. Merkez Bankası’ndaki dövizleri satanlar da onlardı. Şimdi Merkez Bankası bir 15 milyar dolar daha satsa ne olur ki? Aslolan sizin nasıl bir politika uyguladığınızdır, belirsizlikleri elinizde bulunan aletlerle nasıl kaldırdığınızdır.