Çağlayan şaşırttı

Sorunun ne olduğu anlaşılırsa çözüm de oraya dönük olarak yol alır.

Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın dün yaptığı sunum, ithalata ilişkin analitik ayrıntıları içeriyor. Bu sunumun en güzel tarafı; Bakan Çağlayan’ın ‘kur-faiz’ döngüsünden şikâyet etmeyi geri plana bırakarak, dış ticaret konusunda analitik çalışmalara odaklanmış olduğunu görmek oldu.
İthalatın analitik bir haritasını çıkaran Çağlayan, 2011 ithalatından örnek vererek; ithalatın 100 milyar dolarlık bölümünün ülkemizde üretimi hiç olmayan ya da çok az olan mallardan oluştuğunu, bunun toplam ithalata oranının da yüzde 42 olduğunu açıkladı. İkinci grupta yine 100 milyar dolarlık bir mal grubu yer alıyordu; ülkemizde üretilen ancak talebi tam olarak karşılamayan mallar. Son grupta yer alan 42 milyar dolarlık ithalatın ise ülkemizde yeteri kadar üretilebildiği halde ithal edilen mallardan oluştuğunu anlattı.
Özellikle ülkede üretilen ama ithal edilen son gruba atfen Çağlayan, “bu artıştan siz rahatsız mısınız? Vatandaşlarımız bu artıştan rahatsız mı?” diye soruyordu. Çağlayan, bunun yanıtını da kendi verdi: Siz bu ithalat artışından, cari açık artışından rahatsız değilseniz devlet olarak yapabileceklerimiz sınırlı. 

Yüzde 66’sı iç pazara
Çağlayan, yapabileceğinin ülkede üretimi olmayan ya da sınırlı olan malların Türkiye’de üretilmesi için gerekli ortamı hazırlamak ve yerli-yabancı işadamlarını bu yatırımlara teşvik etmek olduğunu söylüyordu. Bakan Çağlayan “Biz her ikisini de yapmaya başladık. Birkaç gün içinde açıklayacağımız yeni teşvik sisteminde de bunun işaretlerini göreceksiniz” dedi. Şirketlere, araştırma ve geliştirme, ürün geliştirme, marka yaratma ve kaliteli ürün yaratmayı tavsiye ederken; tüketicileri de, bilinçsiz alışveriş yapmaktan vazgeçmeye, israftan kaçınıp tasarruf etmeye çağırdı.
Çağlayan Türk sanayiinin yaptığı ara ve yatırım malı ithalatını, esas olarak iç pazara yönelik yaptığı üretimde kullandığını söylerken, sanayinin yurtiçi satışlarındaki bir birimlik artışın, ithal girdi miktarını 0.38 birim arttırdığını not düştü.
Sorunun çözümü için Türkiye’nin üretim yapısının değişmesi gerektiğini söylüyordu. Bunun için de, üretimi olmayan ya da yetersiz olan malların ülkede üretilmesi için teşvik edilebileceğini, Türkiye’de bulunmayan maden veya tarım ürünlerinin işletmelerinin de girişimcilerce satın alınabileceğini öneriyordu. Ayrıca ithal ürünlerin yurtiçinde üretilmesini sağlayacak doğrudan yatırımların da teşvik edileceğini açıkladı. 

Ya reformlar?
Buraya kadar tamam; sonunda, bir ayrıntılı envanter çıkarma konusundaki çalışmalarının son bir yılda belirgin hale geldiği anlaşılıyor. Sorunun ne olduğu anlaşılırsa çözüm de oraya dönük olarak yol alır. Bakan Çağlayan’ın o koltukta 5 yıldan beri oturduğu hesaba katılırsa oldukça geç kalınmış bir çalışma.
Ancak Bakan Çağlayan’ın ‘elimden gelen budur’ yaklaşımı kabul edilebilir değil. Çağlayan’ın ithalat konusunda da, aynen ihracatta olduğu gibi; ithal edilen ürünlerin içeride üretilebilmesi için içerideki maliyetleri aşağı çekecek reformlara değinmemesi dikkat çekici. Bakan Çağlayan, nasıl ki maliyetleri gündeme getirmeden ihracata sadece döviz kuru odağından bakarak ağırlıkla ‘hasılat’ penceresinden baktıysa ithalatın bir bölümünün içeride üretilebilmesi için maliyetlerin düşürülebilmesi seçeneğini de es geçiyor. Örneğin vergi reformu yapılabilse dolaylı vergileri düşürme, akaryakıt fiyatları üzerindeki vergileri aşağı çekme olanağımız olacak. Elektrik dağıtımı ve üretimi konusundaki reformlar yaşama geçirilebilse daha ucuz enerji girdisi sağlanabilecek.
Enflasyon yüzde 8-10 değil de, yüzde 2-3 seviyesinde istikrarlı kılınabilse işgücü maliyetleri de her yıl ilave yük olarak binmeyecek.
Bu açıya yaklaşmak için hâlâ çabaya ihtiyaç olsa da, bakan Çağlayan’ın bu noktaya gelmesi bile büyük kazanç hanesine yazılmalı. “Mutfakta biri mi var?” dedirten, ekonomiyi sadece ‘kur-faizle’ kurtarma anlayışından uzaklaşmak için umut verici bir tablodur bu!