Çin'de reformlara yeni lider

Çin olasılıkla 2025 yılında ABD'yi geçerek dünyanın en büyük ekonomisi olacak.

Hu Jintao’dan sonra Çin’in devlet başkanı olması beklenen Xi Jinping geçen hafta ABD’ye 5 günlük bir ziyaret yaptı. Şimdi de ülkemize geliyor. ‘Pragmatik’ ve ‘alçakgönüllü’ olarak nitelenen 58 yaşındaki Xi Jinping’e, 2025’e dek uzanan bir vadede Çin’e damgasını vuracak lider gözüyle bakılıyor.
Çin olasılıkla 2025 gibi ABD’yi geçerek dünyanın en büyük ekonomisi olacak. Son 25 yılda olağanüstü yüksek bir büyüme sağlayan Çin’in elinde bugün, 3.2 trilyon dolarlık bir döviz rezervi var. Bunu da ağırlıkla ABD’de değerlendiriyor. Bu tablo, Çin’in ayrışan yeni bir güç değil, küreselleşme ile bütünleşmiş bir güç olduğunun göstergesi. Ayrışan bir güç olması için çok daha fazla reforma ihtiyacı var. Örneğin kendi parası yuan, bir küresel rezerv para değil. Çünkü konvertible değil. Olabilmesinin yolu, en başta bir dizi parasal, finansal ve ekonomik reforma bağlı görünüyor. 

Asya baharı?
İşte yarının müstakbel Çin devlet başkanı adayı olan Xi Jinping, bu reformlara Hu Jintao’dan daha yatkın olan bir lider olarak görülüyor. Xi Jinping’in finansal serbestleşme ve parasal konvertibilite konusuna yatkın olduğu düşünülüyor. Brookings Enstitüsü’nden Cheng Li, partide yaptığı görevler sırasında bulunduğu kentlerde (örneğin en son Şanghay) dinamik bir özel sektör yapısının bulunmasının, Jinping’i etkilemiş olduğunu düşünüyor.
Reformlara girişilmezse Çin ekonomisi giderek can sıkıcı gelişmelerle yüz yüze gelecek. Bir süredir uluslararası ekonomi çevrelerinde tartışılan konu bu. Çin ekonomisinin sert iniş mi yoksa yumuşak bir inişe mi sahip olacağı. Sert iniş riski bulunduğu daha yüksek sesle ifade edildiğinden, tartışma da daha belirgin hale geliyor.
Çin ekonomisi için ‘sert iniş’ nasıl tanımlanabilir? Son 20 yılda ortalama yüzde 10.4’lük bir büyüme performansı olan bir ekonomi için yıl içinde dört çeyrek art arda yüzde 5 ve altındaki büyüme performansı ‘sert iniş’ olarak tarif ediliyor.
Özellikle Avrupa’daki finansal kriz ve devamında ilk belirtileri ortaya çıkmaya başlayan ekonomik durgunluk Çin ekonomisini de yavaşlatıyor. İhracatının kabaca yüzde 20’sini Avrupa Birliği’ne yaptığı, yine AB’deki yavaşlama ile birlikte diğer ülkelerde de yavaşlama ortaya çıktığı hesaba katılırsa Çin’deki yavaşlama anlaşılabilir.
1989’da başlayan ve 1993’te normale dönen ekonomik yavaşlama, Japonya’daki ekonomik krizin Çin’e olan yansımasıydı. O dönemde hükümet aldığı önlemlerle yeniden yüksek büyüme patikasına dönüşü sağlayabilmişti. 

Manevra zamanı
Son 20 yıla bir başarı öyküsü olarak geçen Çin’in de sorunları ufukta belirmeye başladı. Bunların başında konut piyasasındaki fiyatların aşırı yükselişi vardı. Hükümet, burada oluşan ‘balonun’ aniden patlamaması için kontrollü bir frenleme içeren politika tasarımına gitti. Konut alımlarında peşinatı ve faizleri yükselten, 40 kentte alım sınırları getiren sert önlemler alınmıştı. Şimdi de fiyatlar hızla gerilemeye başladı. Risk, bunun daha da hızlanması ve orta sınıfa darbe vurması.
Çin’de bankacılık sisteminde de sorunlar var. Bankaların bir bölümünün sermayelendirilmesi gerekiyor. Konut fiyatlarındaki düşüşün beklenenden hızlı olması halinde de bankacılıktaki sorunlar artacak. 1989 yılındaki Japonya örneği gibi. Bankacılıkta ötelenen reformların aciliyeti giderek artıyor.
Ekonomideki yavaşlama ‘sert iniş’ biçiminde olursa yurtiçi talebi canlandırmak kolay değil. Çünkü ekonomide hanehalkının nihai tüketiminin payı yüzde 35. Yatırımlar ve net ihracatın payı görece yüksek olduğundan, herhangi bir dış şok karşısında ekonominin yavaşlaması kaçınılmaz. Ayrıca parasal genişlemeye ya da faiz indirimine gidilmesi, konut fiyatları ve enflasyon dikkate alındığında zor. Geriye kalan tek araç, yüzde 17 gibi düşük borçlulukla maliye politikası.
Çin işte bu sorunları aşmak için yeni reformlara, yeni bir liderle girişecek.