Değerlenmeyi ne sağlıyor?

TL'deki reel değerlenmeyi yaratan, bir türlü makul yere düşüremediğimiz enflasyondur.

Türk Lirası’nın değerlenmesi üzerine fikir sahibi olan ve değerlendirme yapanların önemli bir bölümünün, ya sorunun nominal döviz kurunun düşüşü ile ilgili olduğunu sandıkları ya da ikinci ve en önemli unsuru görmezden geldikleri çok açık. O da enflasyon.

Dün Merkez Bankası reel efektif kur endeksini açıkladı. 2003=100 değerli reel efektif kur endeksi ekim ayındaki 117.37 değerinden, kasım ayında 119.21 değerine ulaştı. Başkan Erdem Başçı’nın, endeks değeri 120’nin üzerine çıkması durumunda TL’ye müdahale edeceklerini söylemesi nedeniyle sınır bir noktadayız. Haziran sonundan bu yana reel efektif kur endeksine bakılırsa 2.25 puanlık artış var. Bunun anlamı, liranın reel olarak değerlenmesidir.

Peki, kur bunda ne derece etkili? İşte grafikte yer alıyor; dolar ve eurodan oluşan nominal kur sepeti neredeyse hiç değişmezken, enflasyon (TÜFE) birikimli olarak yüzde 3.7 artmış durumda. Reel efektif kur hesabında, ticaret ilişkimiz olan ya da rakiplerimiz olan ülkelerin çapraz kur ve enflasyon gelişmeleri de bu hesaba dahil ediliyor. Orta vadeli bir bakışla o ülkelerin çoğunda; nominal kur istikrarlı, enflasyon ise fiyat istikrarı düzeyinde düşük ve istikrarlı seyrettiğinden, paramızı değerlendiren orta vadeli temel unsur enflasyon oluyor. TL’deki reel değerlenmeyi yaratan, bir türlü makul yere düşüremediğimiz enflasyondur.

Paramız değerlenmesin diye kuru yukarı itmek, enflasyonu da artıracağından; önce değer kaybı, ardından yeniden değerlenme süreci yaratacaktır. Bu yüzden, kimse kimseyi kandırmasın derim.

İşte dün IMF tarafından yayımlanan sermaye hareketlerine ilişkin bir yayında; artan sermaye girişlerine karşı politika seçenekleri anlatılırken, ülkelerin kendi koşullarına uygun olacak biçimde para politikası ya da maliye politikası adımları atması gerektiği vurgulanıyordu. Bunlarla sağlanacak dengelenmenin, enflasyon ve büyümeyle görevleriyle de tutarlı olması gerektiği vurgulanıyor. Aşırı ısınma veya varlık fiyatlarında şişme yoksa faizlerin indirilebileceği anlatılıyor. Eğer enflasyon baskısı varsa mali sıkılaşma ile ülkelerarası faiz farklarının azaltılabileceği de hatırlatılıyor. Ama ülkemizde 2010’dan bu yana uygulanan tuhaf karışıma önem atfeden ise yok.

Bizim ise yine geldiğimiz yer ve dilimizdeki söylem; ‘paramız değerleniyor, finansal istikrar, faiz düşürelim’ noktası. Sonra yine kur yükselip ardından enflasyon kapımızı çalınca da ‘bize güvenin, enflasyon hedefine bağlıyız’ söylemi ve faizlerin ikiye katlanması, ekonomide sert frenler… Sonra G20’de ‘Türk icadı politikayı anlattık’ edebiyatı…

Artık kimseyi kandırmasak?