Düşük petrol fiyatı 'Pandora'nın kutusunu' açtı

Petrol ihraç eden ülkeler hem bütçe tasarrufuna gidiyor, hem de diğer ülkelerden yapacakları ithalatı da hızla azaltacaklar. Döviz rezerv kayıpları da hızlanacak.

2014 boyunca kabaca 90 dolar civarında seyreden petrol fiyatı, 2015’in ilk altı ayında 60 dolar civarında seyrederek, ikinci altı ayında 45-50 dolar aralığında düştü. Aralık ayında başlayan hareketle 2016’nın ilk 15 gününde 30 dolara demir attı.

Bu hareketin ardında zincirleme bir dizi gelişme var; daha doğrusu son dönemde ‘küresel kazanı’ kaynatan nedenler, birbirini tetikleyen bir dizi unsurdan oluşuyor.

Çin ekonomisine dair uzun süredir ‘sert iniş’ uyarısı vardı. Ekonomik yavaşlama bir eğilim halini alınca, petrol talebi düşmeye başladı. Yavaşlamanın kalıcılığına dair beklentilerle fiyatlar iyice aşağı çekildi.

Bu durum da, petrol satarak bütçe harcamalarını finanse eden başta Rusya ve Brezilya gibi gelişen ülkeleri sarstı. Bu ülkeler ekonomik durgunluğa girdiler.

2014 sonundan 2015 sonuna bir yılda kabaca üçte bir fiyata düşen petrol, bütçesini ya da dış açığını bununla kapatan ülkeleri sarstı. Buna, Suudi Arabistan da dahil.

Petrol ihraç ederek gelirini yüzde 70-80 oranda bütçede kamu harcamalarının kaynağı olarak kullanan tüm ülkeler büyük bir açıkla karşı karşıya kalırken, devasa kemer sıkma önlemlerine başvurmak zorunda kaldılar. Paraları sert biçimde değer kaybetti. En büyük ‘sopayı’, ekonomik büyüklüğü ile bakıldığında rubledeki yüzde 50’lik değer kaybı ile Ruslar yedi.

Azerbaycan, Kazakistan gibi ülkelerin ulusal paraları da sert değer kaybına uğrayınca; Kazakistan ağustosta serbest kur rejimine geçerken, Azerbaycan da birkaç gün önce sermaye kontrolüne (sermaye çıkışında vergi) başvurmak zorunda kaldı. FT’nin hesabına göre, Azerbaycan’da kamu gelirlerinin yüzde 75’i, ihracatın yüzde 95’i, milli gelirin de yüzde 40’ı petrole dayanıyor.

Son dönemde komşularındaki iç savaşlara askeri yardım akıtan Suudi Arabistan’ın 2015 bütçe açığının 100 milyar dolara ulaştığı tahmin edilirken; bu, 2016 bütçe planlarına harcama kısıntısı getirdi. Bütçenin yeniden dengeye gelmesi için petrol fiyatının 100 doların üzerine çıkması gerekiyor.

KREDİ VE LİKİDİTE SIKIŞMASI

Petrol ihraç eden ülkeler hem bütçe tasarrufuna gidiyor, hem de diğer ülkelerden yapacakları ithalatı da hızla azaltacaklar. Döviz rezerv kayıpları da hızlanacak. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre 2020’ye kadar petrol fiyatının 80 doların üzerine çıkma olasılığı zayıf. Bu da, petrolcü ülkelerin cepten yemeye devam edecekleri ve potansiyel olarak siyasi ve toplumsal sorunlarla baş etmek zorunda olacakları anlamına geliyor.

İşin finansal piyasalara yansıması da, likidite ve kredi çalkantısı olarak karşımıza çıkıyor. Düşen emtia ve petrol fiyatları, çok açık ki; bunları üreten şirketlerin aldıkları kredileri bankalara geri ödeme de zorluklarla karşılaşmasına yol açacak. Borçlu enerji şirketleri ile iş yapan şirketlerin, bankaların da kredi alma ve likidite konusunda zorlukları olacak. Bu potansiyel bir süredir dillendiriliyor. CNBC’nin haberine göre; ABD’de sadece kaya gazı şirketlerinin borcu 1 trilyon dolar. Yine BIS’in verilerine göre, enerji bağlantılı tahvil borçlarının toplamı 1 trilyon dolara yakın. Toplam 2 trilyon dolarlık bir borca karşılık, elde üçte bire düşen gelir var. İşte son dönemdeki uluslararası piyasalardaki çalkantıların ana nedenlerinden biri de bu; bu alandaki kredilerin batma olasılığı.

Bu genel tablo, mali oyunculara likit kalma ve borç ya da kredi vermekte ‘frene basma’ eğilimi getirdi.

Yılbaşından beri petrol düştükçe, borsa düşüşleri buna eşlik etti. Petroldeki düşüş nedeniyle durgunluk korkusu ortalığı sardı. Bir tür ‘bulaşıcı’ bir hava esti. Önceki güne kadar, gelişmiş ülkelerdeki 20 günlük düşüş yüzde 10’u aşmıştı.

Çalkantının en dip noktasında, Perşembe günü Avrupa Merkez Bankası başkanı Mario Draghi ‘sınırsız müdahale’ silahını telaffuz etti. Ertesinde de Japonların parasal genişlemeye devam sinyalini vermesi eklendi. Bu sadece bir ara ‘pansuman’ etkisi yaratacak. Olasılıkla bu çalkantı devam edecek. 2013 ortasında geleceğimiz yerin burası olacağı çok açıktı; bu çalkantının ortasında kalan Türkiye, ‘bahçe düzenlemesinde’ çok geç kaldı.