ECB'nin son akşam yemeği

Merkez bankaları eliyle varlık fiyatlarını yukarıda tutup finansal piyasalarda hep bir şölen havası hâkim kılarak sorunları ötelemenin sonuna geliniyor.
ECB'nin son akşam yemeği

Dün üç büyük merkez bankasından parasal gevşeme kararı geldi. Doğrusu, merkez bankaları harekete geçmişse işlerin pek de sevimli bir noktada olmadığı ortada demektir. Zor durumdaki gelişmiş ülkelerin merkez bankaları, birkaç atım barutlarından birazını daha dün kullandılar.
Britanya Merkez Bankası (BOE) faizleri değiştirmedi ama parasal genişlemeyi 50 milyar sterlin tutarında arttırdı. Çin Merkez Bankası (PBOC) faizleri yüzde 0.25-0.31 oranında düşürdü. Son olarak da Avrupa Merkez Bankası (ECB) faizleri yüzde 0.25 oranında düşürdü. ECB’de, Mario Draghi’nin başkan olmasından sonra bu üçüncü faiz indirimi oldu.
Üç merkez bankasının da üç ayrı öyküsü var. Hem ekonomik büyüme açısından hem de enflasyon açısından. Ama özellikle Çin’de 2009’dan bu yana en düşük büyüme seviyesine gerileme nedeniyle merkez bankası harekete geçti, faizleri indirdi. Çin’in hız kesme öyküsü, “Gelişen ekonomiler küresel ekonomiyi alıp götürecek” masalını da boşa çıkarıyor. 

Bir ‘doz’ daha
Avrupa’da gözler Avrupa Merkez Bankası’na çevrili idi; ECB, hem borç verme faizini hem de mevduat faizini yüzde 0.25 indirdi. Yüzde 0.25 olan mevduat faizi sıfıra, yüzde 1 olan borç verme faizi ise yüzde 0.75’e düşürüldü. İlginç olan, son altı ayda yüzde 1’le üç yıllığına 1 trilyon euro likiditeyi ECB’den alan Avrupa bankaları, bu likiditenin kabaca 800 milyar euroluk bölümünü yine ECB’ye yüzde 0.25 faizle mevduat olarak yatırıyordu. Şimdi bu oran sıfıra düşmüş durumda. Bankalar için bir bölüm likidite kasada durmuş ya da merkez bankasında durmuş hiçbir fark yok. Bankaların bugüne dek ECB’de yüzde 0.25 faizle para tutmasının nedeni, finansal kuruluşların birbirlerine olan güvensizlikleri idi. Bu durum değişmiş değil. Ama ECB’nin mevduat faizini sıfıra çekmesiyle önceki duruma göre faiz farkı değişmiş olmuyor; değişen şu, para tutanlar artık faiz alamayacak demek. Bu, bankaları borç verme konusunda birbirlerine ya da kredi müşterilerine yöneltme amacının güdülüyor olması demek. Bankalar, müşterilerinden (şirket ya da bireylerden) topladıkları vadesiz mevduatların bir bölümünü ECB’ye yatırıp ayrıca para kazanırken şimdi bunun çekiciliği de kalmadı. 

Likidite değil sermaye
Peki, bu zorlama başarılı olur mu? Hayır. Bankaların birbirlerine olan güvensizliklerini ortadan kaldıracak herhangi bir yeni gelişme yok. Likidite manevraları artık işe yaramıyor. Geçen hafta yapılan Avrupa liderler zirvesinde de Avrupa bankalarının kapsamlı bir biçimde sermayelendirilmesi konusunda bir gelişme yok. Ana mesele bu, bunda mesafe alınamıyor. Para tahsis edilen İspanya’nın batık bankalarına bile bunun nasıl yapılacağı, nasıl sermaye konulacağının yol haritası bile yok ortada.
ECB’nin yüzde 0.25’lik faiz indiriminin anlamı şu; sadece 0.50’lik bir faiz alanı kaldı, artık merkez bankalarının atabileceği adımlarda fazla bir yer kalmadı. Avrupalı politikacılar, merkez bankaları eliyle şimdiye dek varlık fiyatlarını yukarıda tutmaya ve de finansal piyasalarda hep bir şölen havası hâkim kılarak sorunları ötelemeye, zaman kazanmaya çalıştılar. Ama bu zamanı iyi kullanamadılar. Politikacılara zaman kazandırmaya çalışan merkez bankalarının ise para politikaları ile geldikleri bu yerde daha fazla gidebilecekleri alan kalmadı.
İşin kötüsü, politik karar ve çözüm konusunda da güven erozyonu yaratıldı. Ne dersiniz; sayısı 20’ye yaklaşan liderler zirvesine bir yenisi eklense nihai çözüm yolunda bir karar çıkar mı?

Petrol fiyatları yükseldi
Merkez bankalarının beklenen kararları almasını daha önce fiyatlayan piyasalarda, beklentilerin gerçekleşmesi kâr satışlarına neden oldu. ECB kararı öncesinde 1.2550 seviyesinde bulunan euro-dolar paritesi karar sonrası, faiz avantajının ortadan kalkmasıyla, 1.24’ün altına indi. Brent petrolün varil fiyatı uluslararası piyasada 102,22 dolara yükseldi.