Faiz koridorunda sendrom

Haziran-eylül arasında tüm bu faiz düşüşleri olurken faiz koridorunun tavanı yüzde 11,5'te kalmaya devam ediyordu
Faiz koridorunda sendrom

Ekonomideki gelişmelere üç ay önceki yerde dondurulmuş çerçeveden bakarsanız kapısında “Ekonomi Bakanlığı” tabelası olan binadan “üç aydır söylüyorum” sesi duymanız sürpriz olmaz.

İşte Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın düştüğü durum gibi. Evet doğru, yılbaşında da, bundan altı ay önce de çok belirgin biçimde ortada idi; Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz koridoru faizin yönünü belirliyordu. Merkez Bankası günlük olarak ayarlasa da, bankaların kredi fiyatlamasında baktıkları yer, faiz koridorunun tavanı ile Merkez Bankası’nın günlük olarak ayarladığı ortalama fonlama maliyeti idi.

Grafikte de görülüyor; Ekim 2011’de uygulanmaya başlanan koridor uygulamasıyla, kısa vadeli dalgalanmalardan daha az etkilenen ve kredi faizlerinde kılavuz olarak alınan 6 ve 12 aylık TRLibor oranı, Ocak 2012 sonuna dek Merkez Bankası’nın piyasaya verdiği paranın ortalama faizine (fonlama maliyeti) değil, koridorun tavanındaki faiz oranına daha yakın seyrediyordu. Ocak sonunda döviz girişleri ve kur gerilemesi ile birlikte fonlama maliyeti de kabaca yüzde 7,5 seviyesinde seyrediyor. Bunu izleyen tahvil faizlerindeki gerileme ile beraber TRLibor yüzde 11,48’den 10,70’e geriliyor. Ardından da koridor tavanı 1 puan düşürülmesiyle, 1 yıllık TRLibor yüzde 10’a geriliyor.

Mart sonu ile haziran sonu arasındaki dönemdeki döviz kurunda ve buna bağlı olarak fonlama maliyetinde de dalgalanmanın olduğu bir dönem; 6 aylık ve 1 yıllık TRLibor faizlerinin neredeyse sabit seyrettiğini (yüzde 10,35), bunun da yüzde 11,5’lik tavana yakın olduğunu görüyoruz.

Haziran ortasından ağustos ortasına kadar olan dönemde döviz kuru geriliyor, Merkez Bankası fonlama maliyetlerini düzenli biçimde aşağı çekmeye başlıyor. İşte bu fotoğraf ve piyasadaki ‘alt okuma’, uzun vadeli faizlerde de düşüşü getiriyor. TRLibor da düşüyor. Yıllık oran yüzde 10,35’ten, yüzde 8’e; 19 Eylül tarihinde faiz koridorunun 1.5 puan aşağı çekilmesinden önce ise yüzde 7,58’e kadar geriliyor.

Haziran-Eylül arasında tüm bu faiz düşüşleri olurken faiz koridorunun tavanı yüzde 11,5’te kalmaya devam ediyordu.

Bu süreçte, bankalara kolaylık sağlayan bir destek de Merkez Bankası’ndan geldi. O da, TL zorunlu karşılıkların döviz ve altın olarak da tutulabilmesine olanak tanınmıştı; bunun oranı yüzde 60’a kadar yükseltildi. Bankalar kabaca 25 milyar TL karşılık tutarken, düzenlemelerle bu seviye 15 milyar TL seviyesine düştü.

Yeniden başa dönersek...

“Merkez Bankası koridoru daraltsın, kredi faizleri de geriler” beklentisi, pek de geçerli bir beklenti değil. Daha doğrusu, kredi faizlerinin piyasadaki ortalama fonlama maliyeti ile TRLlibor gibi piyasa faizine ya da kredilere baz teşkil eden oranlardan daha çok faiz koridorunun tavanına bağlı olduğu koşullarda değiliz. Faiz tavanının kredi faizlerinde düşüşe neden olacak bir direnç yarattığı bir durum söz konusu değil.

İşte Merkez Bankası’nın fonlama maliyeti yüzde 6,15’e gerilemiş durumda, tahvil faizleri ve uzun vadeli TRLibor oranları da en yüksek yüzde 7,5 seviyesinde. Bu seviyelere de koridor tavanı indirilmeden gelindi.