Fark açılıyor

Giderek her iki merkez bankası da olabildiğince uzun vadeli bir görüş mesafesi sunan para politikası oluşturmaya başladılar.

ABD ve Britanya, derinleşen Avrupa krizinde en başından bu yana uzak durdu. Ne AB çerçevesinde yapılan toplantılara, ne de G20 çerçevesinde geliştirilen mali yardım paketlerine katılıyorlar. Bunun için de tüm şimşekleri üzerine çeken iki ülke konumundalar. Adı konmayan bir ayrışma var; bu giderek alttan alta derinleşiyor.
ABD ısrarla, ‘Avrupa’nın kendi sorununu çözebilecek kaynaklarının olduğunu’ dile getiriyor uzun bir süredir. Hiçbir biçimde G20 çerçevesinde sağlanmaya çalışılan IMF fonuna para vermiyor.
Kendi paraları görece daha istikrarda olan her iki ülke, para politikasını da daha bağımsız biçimde yönetme olanağına sahipler. AB içinde olan Britanya, Euro Bölgesi’ne katılmadığı için; bugünkü euro krizi içinde adı pek de geçen bir ülke değil. Ayrıca her iki ülke, kendi finansal kurumlarını (bankaları) sermaye açısından desteklemek için çok önceden davrandılar.
Hem ABD Merkez Bankası (FED), hem de Britanya Merkez Bankası (BOE) kendi finansal sistemleriyle uyumlu parasal politikalar geliştirebiliyorlar.
İşte ABD Merkez Bankası; krizin ilk aşamasında 2008’de repo işlemleri ile düşük faizle para vererek işe başladı, sonra tahvil alımlarına girişerek kısa vadedeki faizleri düşük tutmayı sağladı, en sonunda ise aldığı tahvilleri kullanarak uzun vadeli faizleri aşağı çekmeye çalışıyor. Her aşamanın ilk noktadan itibaren düşünülmüş olduğu çok açık. 


Fed’den ders 
Fed, hem aşama aşama politikayı yürütürken, aslında siyasetçilerin kaybettirdiği zamanı da ekonomiye kazandırmaya çalışıyor hem de seçimler nedeniyle ortaya çıkan bütçe sorunlarının ve belirsizliğinin giderek ağırlığının çöktüğü bu günlerde. ABD IMF’ye mevcut kotası dışında neden ilave katkıda bulunmayı reddediyor? Başkanlık seçimleri nedeniyle, “Avrupalıları kurtarmak için Amerikan vergi mükellefinin parasını neden riske atıyorsunuz” sorusuyla yüzleşmemek ve oy kaybetmemek için.
ABD Merkez Bankası yeni bir miktar genişlemesine gitmiyor. Ama uzun vadeli faizleri daha aşağı getirmek ve orada bir süre tutmak için, ikinci bir ‘twist’ operasyonuna gideceğini açıkladı. Bununla 267 milyar dolar büyüklüğünde bir tahvil portföyünü kullanarak, ‘uzun vadeliyi al-kısa vadeliyi sat’ ilkesiyle uzun vadeli faizleri aşağı bastırma amacını güdecek. Bunlar yetmezse Fed’in çok daha yaratıcı parasal politikalar geliştireceğine hiç şüphe yok. Ama pekişen tek bir olgu var; o da kamuoyu ve ekonomik birimlere, daha uzun vadeli bir politika duruşu sergileniyor. Böyle olacağına ilişkin bir ikna yolu oluşturuluyor. İşte, karar verici FOMC kurul üyelerinin ‘faizler için harekete geçmek için uygun zamanın’ ne olduğuna ilişkin düşüncelerine bakılırsa takvim 2014’ten 2015’e doğru kayıyor. 

Görüş mesafesi 

Britanya Merkez Bankası (BOE) ise 80 milyar pound tutarında ‘kredi için fon’ sağlayacağını açıkladı. Buna göre, kredi vermeye yöneltmek için 6 aylık vadelerle ticari bankalara para verilecek.
Giderek her iki merkez bankası da, ekonomik birimlere olabildiğince uzun vadeli bir fonlama ve görüş mesafesi sunan para politikası oluşturmaya başladılar.
“Biz ne yapıyoruz”
sorusuna yanıt olarak “Biz de alışılagelmemiş teknikler kullanıyoruz” deniliyor. Oysa şokla karşılaşmadan, kendi risklerimizi bilerek aşamalı biçimde uyguladığımız bir politikalarla buraya gelmedik. Göstere göstere gelen AB krizine hatalı tanılar koyup (örneğin 4 Ağustos 2011 kararları), hatalı politikalar uyguladık. Bizi sarsan şok; enflasyonu patlattı, ekonomiyi yavaşlattı, cari açığı da küçültmeye başladı. Şimdi otoritelerimiz ‘bunu planlamıştık’ diyor! Kuru bilerek yükselttik diyen Merkez Bankası, şimdi kuru tutmak için faizi ikiye katlamış durumda. Bankaların elindeki dövizi de kendi kasasına çekmeye çalışıyor. Ekonomik birimlerin görüş açısını kısa vadeye sıkıştırıyor. Tek tesellimiz var; şimdilik bankalarımız sağlam!