FED'den swap imkânı istedik mi?

FED'in 2008 ortasından itibaren piyasalardaki durumun farkında olduğu, likidite önlemlerinin epey ayrıntılı biçimde tartışıldığı gözleniyor.

BD Merkez Bankası FED’in karar alıcı komitesi FOMC’nin toplantı tutanakları ayrıntılı özet denilebilecek bir içerikte yayımlanıyor. Ancak FED şunu da yapıyor; tam 5 yıl sonra tam ayrıntısıyla tüm tutanağı kamuoyuna sunuyor. Para politikasının belirlendiği komitede havadan-sudan konuşmalardan, yapılan şakalara kadar her şey okunabiliyor.

Lehman Brothers’ın battığı ve küresel krizin tetiklendiği 2008 yılına ait FED tutanakları Cuma günü yayımlandı. O dönem FED’in 2008 ortasından itibaren piyasalardaki durumun farkında olduğu, likidite önlemlerinin epey ayrıntılı biçimde tartışıldığı gözleniyor. Öyle ki 29 Ekim 2008 tarihli toplantıda, gelişen ülke merkez bankalarına dolar swap imkanı (o ülke parasını alıp karşılığında dolar verilmesi biçiminde takas) sağlanmasına dair tartışmalar dikkat çekici. Gelişmiş ülkelerin merkez bankalarına krizin ilk anlarında sağlanan 500 milyar dolarlık bir swap imkanının hemen kullanıldığı dikkat çekerken, gelişen ülkelere açılacak swap imkanı konusunda epey bir tartışma olduğu görülüyor. Bir komite üyesinin hangi ülkelerin başvurduğu sorusuna bir FED yetkilisinin verdiği yanıt, resmi ve gayri resmi başvuran ülkelerin isimleri telaffuz edilirken, tutanaklarda sansürlenmiş. Bernanke’nin ise “fakat bunu teşvik etmiyoruz” demesi dikkat çekiyor. Yetkilinin “caydırıcı olmak için elimizden geleni yaptık” demesi de. Komite toplantı sonunda Brezilya, Kore, Meksika ve Singapur’a 30’ar milyar dolarlık swap imkanı tanımıştı.

Acaba tutanaklarda sansürlenen ama toplantıda telaffuz edilen ülkeler arasında Türkiye var mıydı? Başvurup da reddedilmiş miydi? Kimi kaynaklarda Endonezya ve Türkiye’nin olduğuna dair notları okuyunca bunu o dönemin Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’a sordum; “kesinlikle başvurmadık” dedi. Aynı konuyu “Dolar Tuzağı” adlı kitabında yazan Eswar Prasad’a sordum; “kitabımda Endonezya, Şili, Peru ve Dominik Cumhuriyeti’nin başvurduğunu ama FED tarafından reddedildiklerini yazdım. 2012’de de Hindistan başvurdu ve reddedildi. Bu çerçevede, Türkiye’nin olduğuna dair bir bilgim yok” dedi.

***
FED Başkanlarının ‘ev hali’
FED’in açıkladığı tam tutanaklara yansıyan o kadar ayrıntı var ki; örneğin Nisan 2008’deki toplantıda, kurul üyesi Frederic Mishkin “insanlara hangi TV programlarını izlediklerini sorsanız, PBS ya da benzeri klas bir kanalı seyrediyor olduğunu söyleyecektir. Fakat gerçekte “Çaresiz Ev Kadınlarını” seyrediyordur” diyor, Bernanke, “Çaresiz Ev Kadınlarının” nesi varmış?” diyerek gülüyor.

Yine bir başka toplantıda Mishkin, konut sektöründen oldukça tedirgin olduğunu ve ekonomide aşağı yönlü önemli bir risk yarattığını vurguladıktan sonra, ‘aptalca’ bir ev alma hikâyesinin de içinde olduğunu söylüyor. Karısını memnun etmek için ev almaya giriştiğini, ancak konut sektörüne dair kaygıları nedeniyle vazgeçmek üzere iken ‘evliliğinin daha önemli olduğunu düşünerek’ işlemlere devam ettiğini anlatıyor gülerek.

Eski başkanlar: Merkez Bankası tutanakları daha açık olmalı 
Türkiye’de Merkez Bankası’nın karar alıcı organı Para Politikası Kurulu (PPK), FED gibi açık olmalı mı? Mevcut halinde, PPK toplantı içeriği sadece birkaç sayfalık bir özetle yayımlanıyor. İçeride hangi konuların konuşulduğu, hangi kaygı ya görüşün dile getirildiğini, kimin hangi yönde oy kullandığı kamuoyunca bilinmiyor. 

Bu soruyu Merkez Bankası’nın eski başkanlarına; Gazi Erçel, Süreyya Serdengeçti ve Durmuş Yılmaz’a sordum. Ortaya çıkan görüşleri şöyle özetledim;
Bugünküne göre daha fazla açık olmalı. Ancak tutanakların daha ayrıntılı olması, kimin ne söylediğinin bilinmesine çoğunluk karşı çıkıyor. Açık hale geldiğinde, bir yandan üyelerin ‘tribünlere oynama’ eğiliminin öne çıkacağı, diğer yandan da dışarıdan bakanların, kamuoyunun (meseleleri ele alış biçimimiz ve kültürümüz itibariyle) buna hazır olmadığı düşüncesi var. “Üçüncü dünya ülkesi gibi davranmaktan uzaklaşıldığında, para politikasının temel değerleri içselleştirildiği zaman daha açık hale gelebileceği” savunuluyor. Karar alıcı kurula atamayı yapan siyaset kurumunun, atananlara verdiği yetkilendirmeye güvenmesi gerektiği de vurgulanıyor. 

Açık olmasının yararının, açıklanan tutanaklardaki tartışma konularının ve metnin içeriğinin kalitesini göstermesi açısından daha etkili bir iletişim sağlayacağı ve bunun kredibilitesinin daha fazla olacağı da söyleniyor. Hangi konuda kimin ne söylediğinden çok, nelerin tartışıldığı, konuşulduğunun daha önemli olduğu konusunda mutabakat var.