'Frende' sorumluluğu olan bakan

Türkiye'de son 9 yılda, 105 ayın 86'sında yıllık enflasyon yüzde 7'nin üzerinde seyretti.

Adı ‘Ekonomi Bakanlığı’ olan makamda oturan Bakan Zafer Çağlayan’ın dünyada neler olup bittiğini bilmediğini düşünüyor musunuz? Kendisi bilmese de bakanlığındaki uzmanların, ekonomistlerin bilmediğini, bakana anlatmadıklarını sanıyor musunuz? Bunların hepsinin yanıtı, tabii ki kocaman bir hayır.

Peki, ne diyor Ekonomi Bakanı Çağlayan: “Türkiye’de bankacılık sistemi maalesef davranışlarıyla sanayiciyi, teknolojiyi, inovasyonu desteklemek yerine başka alanları destekliyor. Ve çok yüksek faizli kredi sistemi şu anda Türkiye’de var. Merkez Bankası’nın politika faizi ortada. Merkez Bankası faizi indirmelidir arkadaşlar. Bugün Türkiye, Avrupa ve dünyanın birçok ülkesi negatif reel faizlerin olduğu bir dönemden geçiyor. Bu faiz politikası Türkiye’nin büyümesinde her zaman frenle engel olacak.”

Önce anımsayalım; Merkez Bankası’nın politika faizi nerede? Yüzde 5,75’te, efektif olarak da (piyasaya verdiği paranın ortalama faizi) yüzde 5,80’de. Peki, enflasyonumuz nerede? Geriye dönük olarak son 12 aylık oran yüzde 9,2’de. Gelecek 12 aylık enflasyon beklentisi de (beklenti anketine göre) yüzde 6,65’te.

Meğer frene basmış

Bizatihi Çağlayan’ın da imzasının olduğu Orta Vadeli Program’a göre 2013 sonunda enflasyon yüzde 5,3 olarak tahmin ediliyor. Merkez Bankası’nın uyguladığı yüzde 5,75-5,80’lik faiz oranının, en çok bankaların uyguladığı kısa vadeli tasarruf mevduatı faizlerini etkilediğini biliyoruz. Peki, reel bir getiri vaat ediyor mu? Hayır. Peki, Çağlayan’ın daha çok ilgili olduğu kredi faiz oranlarını etkileyen faizler nereden ‘kerteriz alıyor’ dersiniz? Kısa vadeli faizler kadar, daha çok orta vadeli enflasyon oranı ve uzun vadeli faizlerden etkileniyor. Çağlayan enflasyonu aşağı çekme iradesi ve başarısı gösteriyor mu? Hayır. Kendisinin şikâyet ettiği ‘frende’ sorumluluğu var yani.

Enflasyon oranı yüzde 2-3’lere gerilese ve birkaç yıl orada kalabilse kredi faizleri de oranların patikasına geriler mi? Evet. Ama hepsi bu değil. Zira kredi faizlerini etkileyen ya da en itibarlı kredi müşterisine uygulanan faizin (prime rate) üzerinde bir oran uygulanmasına yol açan unsur da kredi alanın borcunu geri ödeme riski, yani bunun risk primi. Bu risk primini aşağı çekecek bir dönüşüm olan yeni Türk Ticaret Kanunu bir reformdu, yürürlüğe giremeden budandı.

Bakan Çağlayan diyor ki: “Türkiye, Avrupa ve dünyanın birçok ülkesinde negatif reel faizlerin olduğu bir dönemden geçiyor.” Peki, o ülkelerde ne imiş enflasyon oranları? Yeni yayımlanan IMF Dünya Ekonomik Görünümü raporundan 2012 gerçekleşme ve 2013 tahminleri: ABD’de 2 ve 1,8, Euro Bölgesi’nde 2,3 ve 1,6, Japonya’da sıfır ve -0,2, Britanya’da 2,7 ve 1,9,  gelişmiş ülkeler ortalaması 1,9 ve 1,6.

Yine ilk sıralardayız

Sadece gelişmiş ülkeler değil, gelişmekte olan ve rekabette Türkiye ile yarışan ülkelerde bile enflasyon gelişmiş ülkelerin sahip olduğu oranlara yakın. Türkiye kendisine aynı zamanda rekabet dezavantajı yaratan enflasyonu ile ilk sıralarda.

Gelişmiş ülkelerde merkez bankalarının uyguladığı faiz oranları son 3-4 yıldır sıfır ile yüzde 1 arasında seyrettiği gibi, enflasyonda yukarı doğru bir hareketlenme mevcut değil. ABD gibi istihdam seviyesi hâlâ 2007 koşullarına geri dönememiş ama Avrupa’ya göre daha iyi bir büyüme eğilimi olan ülkede merkez bankası FED, tüm bu tanık olduğumuz gevşek para politikasının sınırının enflasyondaki hareketlenme olacağını açık seçik ilan etti çoktan.

Türkiye’de ise son 9 yılda, 105 ayın 86’sında yıllık enflasyon yüzde 7’nin üzerinde seyretti. Son üç yıldır Merkez Bankası’nın politika faizi yüzde 5,75-6,5 aralığında. Yüzde 7-8’lik büyümenin iyi ve güzel zamanlarında enflasyonu makul bir yere getirerek uzun vadeli faizleri yüzde 4-5 seviyesine indirme başarısını gösterememiş siyasetçilerin durmadan “Merkez faizi indirsin, ille de indirsin” nakaratları fazlasıyla sıkıcı olmaya başladı artık. Ekonomide işler tek başına Merkez Bankası ile yönetilecekse Zafer Bey’e ne ihtiyacımız var?