Geçmiş politika itirafları

TL'ye değer kaybettirmeyi kurgulayan ve TL tasarrufları enflasyonla eriten bir Merkez Bankası, şimdi 'TL'ye güvenin' diyor.

Merkez Bankası Başkanı Dr. Erdem Başçı’nın Türkiye İhracatçılar Meclisi’nde yaptığı konuşmanın metni, iktisat fakültelerindeki para politikası derslerinde ‘içerik analizi’ yöntemiyle ele alınarak yapılacak bir politika analizine uygun bir kaynak oldu.
2010 Ekim ayında yürürlüğe sokulan ‘deneysel politika’ ile başlayıp 2011 Ağustos başındaki kur seviyesi telaffuz etmeye ve tuhaf politika faizi indirimine sonra da Avrupa’daki krizin arka planda yer aldığı ve tüm bunların altında kalınan ekim sonrası dönem mutlaka ana tema olarak okutulmalı.
Merkez Bankası 2010 Ekim-Aralık arasında, yüklü döviz alımı yaparak kuru yukarı itmiş; Aralık 2010’da ve Ocak 2011’de faizleri aşağı çekip zorunlu karşılıkları birkaç puan yükseltirken nihai olarak bankaların fon maliyeti ucuzlamıştı. Ama krediler yavaşlasın isteniyordu! Bunların ön planındaki gerekçe; ‘finansal istikrarla fiyat istikrarının birlikte gerektirdiği faiz seviyesinin daha düşük bir yerde olduğu’ idi. Ne kadar, yıl sonunda enflasyon hedefinin yakınsandığını anlatıyordu. Ayrıca, “Gerektiğinde ilave tedbirler devreye sokulacaktır” ‘güvencesi’ de veriliyordu.
Malum, temmuz ayına dek deneysel politika iki temel hedefinde başarıya ulaşamadı; kredileri yavaşlatmadı, sıcak para girişini de. 

İstenenler krizle oldu
Ağustos ayında iki gelişme oldu: Biri faizlerin yarım puan daha aşağı çekilmesi, diğeri de Başkan Dr. Başçı’nın ‘arzu edilen kur seviyesine’ ilişkin konuşması. Avrupa’da kötüleşen bir arka plan görünümünde atılan bu iki adım, döviz kurunun aralık ayına dek soluksuz yükselmesine ivme verdi. Bununla enflasyon da yüzde 11’e dayandı.
Dr. Başçı TİM konuşmasında; “Enflasyon neden arttı diye soruluyor. Bu sorunun cevabı gayet basit; Türk Lirası, önemli ölçüde değer kaybetti. Önce bizim uyguladığımız politikalar sonucunda ağustos ayına kadar değer kaybetti, daha sonra dışsal faktörlerle Avrupa’da ve dünyada olan gelişmeler sonucunda ilave değer kayıpları oldu.” Bu açıklama aslında “Ağustos ayına dek sizi uyuttuk, yanılttık, kandırdık” demek. Kaldı ki sorumluluk takvimini ekim ortasına dek uzatmak da gerekiyor. 5 Ağustos tarihinde ‘döviz yağacak’ diye yapılan faiz indirim şaşkınlığını ve kur seviyesine yapılan sözlü atıfların da bu ‘yangına körük’ olduğunu unutmamak gerekiyor.
Dr. Başçı, ithalatta temel belirleyicinin tasarrufların az olmasına, eğer mevduat artışının çok üzerinde kredi artışı oluyorsa bunun tasarrufların azaldığı anlamına geldiğine değindi. İthalatın daha makul seviyeye çekilebilmesi için kredi büyümesine mutlaka dikkat edilmesi gerektiğini, şu anda yüzde 10’lar seviyesinde olan artış oranının daha da aşağı gelmesi gerektiğini anlatıyordu. Ama krediler mevduatların çok üzerinde artıyorsa bunda Merkez Bankası’nın uyguladığı politikanın birincil sorumluluğunun, kendi işi olduğunu unutuyordu. Kredilere ne mi oldu? Ekim sonrasında kur ve faiz artışı ile yavaşladı, ‘deneysel önlemlerle’ değil! 

Geçmişi unutun!
Başçı’nın TİM konuşmasında en inandırıcı olmayan kısmı, Merkez Bankası’nı takip edenlerin hep kazançlı çıktığını vurgulaması. Başçı, ekim sonrasında panikle kuru kontrol edebilmek için örtülü ya da açık biçimde ‘kuru tutmak’ konusunda Merkez Bankası’nın verdiği sinyali ima ederek, “TL’ye güvenen ve TL’ye yatırım yapmak isteyen vatandaşlarımıza da buradan iyi haberler verebiliriz; TL’ye güvenmeye devam edin, TL gerçekten iyi performansına devam edecek” demesidir.
Kamuoyuna “Enflasyon hedefine yakınsıyoruz, hedefin yakınındayız” mesajlarını tekrar ederken diğer taraftan TL’ye değer kaybettirmeyi kurgulayan, enflasyondan düşük faiz ortamını sağlayan ve enflasyon hedefini ikiye katlayarak, TL tercih edenlerin tasarruflarını enflasyonla eriten Merkez Bankası, şimdi “TL’ye güvenin”, “Bizi takip eden kazanır” diyor.