Geleceğin yaşlı kuşağı

2050 Türkiye'sinde her 4 kişiden 1'inin yaşı 60'ın üstünde olacak.
Geleceğin yaşlı kuşağı

Geçen yüzyılın başında (1900) Britanya’da dünyaya gelen bir erkek bebeğin yaşam beklentisi 45 yıldı. Aradan geçen 100 yıldan fazla bir sürenin sonunda, 78 yıla yükselmiş durumda. Sanayi devrimi sonrasında, ekonomik koşullar ve yaşam koşulları hızla iyileşti, yaşam süresi arttı.

Dünya nüfusu bugün 7 milyarda. 2050 yılında ise 9 milyarı biraz geçmesi bekleniyor. Mutlak sayı yanıltmasın; doğurganlık ve nüfus artış oranı düşüyor. Yüksek çocuk ölüm oranı olan yerlerde yüksek doğurganlık söz konusuydu; çocukların hayatta kalma oranı ya da doğumda yaşam beklentisi yükseldikçe doğurganlık düşmeye başladı. Kişi başı gelirin hızla yükselmesi, kadınların işgücüne katılması sahip olunan çocuk sayısında düşüşe yol açtı. Küredeki ekonomik göstergeler ve sağlık gibi sosyal refah göstergeleri iyileştikçe nüfus artış oranı gerilemeye başladı.

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun (UNPF) son raporuna göre, nüfus artış hızı yavaşlayan ve yaşlanan dünyada, yaşlanan nüfusun yapısına uygun adımların atılması gerekiyor. En başta emeklilik, yaşlı nüfusun ihtiyaçlarına uygun sağlık hizmetleri, yaşlılara uygun yaşam koşulları ve kuşaklar arası ilişkilere dönük politikalar gerekiyor.

İlk defa 2000 yılında, 60 yaşını aşan kişilerin toplamı 5 yaşın altındaki çocukların toplamını aştı. 2050 yılında ise 60 yaş üstü grup, 15 yaşın altındakilerin üzerinde olacak.

1950 yılında dünyadaki 60 yaş üstü grubun toplamı sadece 205 milyon kişiydi. 2012 yılındaki sayı 810 milyon kişiye ulaştı. Bu sayı dünya nüfusunun yüzde 11.5’i demek. Çok uzak değil, 60 yaş üstü kişilerin yer küredeki sayısı 2020 yılında 1 milyar kişiyi aşacak. 2035’de 1.5 milyarı, 2050 yılında ise 2 milyarı geçecek. Bu da dünya nüfusunun yüzde 22’si demek olacak.

Bugün 60 yaş üstü kişilerin kadın-erkek dengesi ise şöyle tahmin ediliyor; 60 yaş üstü her 100 kadına düşen erkek sayısı 84 iken, 80 yaş üstü her 100 kadına 61 erkek düşüyor.

Yaşlanan nüfus, önümüzdeki dönemde ekonomik ve sosyal yaşama da damgasını vuracak. Hem tüketim kalıpları ve eğilimleri değişecek, hem de gündelik yaşamda sosyal açıdan önemli bir belirleyici olacak.

UNFPA’nin bu konuda önerileri var; hükümetler, sivil toplum, özel sektör, topluluklar ve aileler olmak üzere tüm paydaşların bu eğilimi gözeterek politikalar geliştirmesi gerekiyor. Yaşlı nüfusun temel sağlık ve sosyal hizmetlere erişiminin sağlanması yönünde sosyal koruma ve yatırımların uzun vadeli bir bakışla yapılması gerekiyor.

UNFPA’nın hesaplarına göre, Türkiye’de ise 2050’de nüfusun yüzde 26’sı (her dört kişiden biri) 60 yaş üstünde olacak. Ama bugünden adım atmazsak, ekonomik ve sosyal sorunlarla yüzleşmemiz çok daha erken olacak. Bu nüfus yapısına uygun yatırımları yapmak, politika geliştirmek içinde fazla bir zaman yok. “henüz erken, 38 yıl çok uzun” diyorsanız; gelecek kuşağa vaat edeceğiniz ‘miras’, sefil bir yaşlılık olacaktır.