Gıda fiyatlarında neden dünyadan ayrışıyoruz?  

Gıdada dünya fiyatları düşerken bile Türkiye'de fiyat artışları tam gaz devam etmiş ve dünya fiyatları ile arasındaki makas açılmış. Bu makasın açılmasında da, sadece kuraklık değil son iki yılda dolar kurundaki birikimli yüzde 45'lik artışın önemli payı var

2007’den bu yana Türkiye’de gıda fiyatları hem yüksek seyrediyor, hem de üzerine yapılan tartışmalar daha fazla gündemde yer alıyor. Aradan geçen 8 yılda dünyada da fiyatlar dalgalandı; yükselip düştü. Dünya Gıda ve Tarım Örgütü FAO’nun Temmuz ayı sonundaki gıda fiyat endeksi, 2007 Temmuz ayındaki seviyesinde; yani 8 yıllık artış sıfır. Ülkemizde ise birikimli gıda artışı yüzde 117.6 olmuş. Yani ortalama yıllık yüzde 14.7 artış demek. Bu sürede nüfusumuza 7 milyon kişi eklenirken, ülkemize gelen kısa süreli turist sayısı da yıllık kabaca 10 milyon kişi arttı.

Peki, üretim, işleme, dağıtım, tüketim süreçlerinde, politikalarında bu talebi karşılayacak, buna uyumlu ilerleme sağlanabildi mi? Benim yanıtım, hayır; makro politikalardaki akışa bırakma ve rehavet, bu sayılan alanlardaki verimlilik ve rekabetçiliği de rehavete terk etti. Bu alanlardaki mikro reformlar rafta tozlandı.

Türkiye’de 8 yılda gıda fiyatı birikimli yüzde 118’e yakın artarken, TÜFE endeksi yüzde 87, ortalama yıllık enflasyon ise yüzde 10.9 artmış. Oysa aynı dönemde gıdadaki fiyat artışları yıllık yüzde 14.7 oldu.

Önce şu notu düşelim; TÜİK’in açıkladığı 2014 hane halkı bütçe harcamaları sonuçlarına göre; hane halkı harcamalarının ortalama yüzde 19.7’si gıda ve içecek harcaması. En düşük gelirli yüzde 20’lik dilime göre bakılırsa hanede yapılan harcamaların yüzde 28.8’i gıda ve içecek. Bu yüzden, gıdada yüksek fiyat artışları, en fazla yoksul kesimi vuruyor.

Peki, gıda fiyatlarındaki 2008 sonrası yüksek artışlar, dalgalanmalar politika yapıcılarca nasıl karşılandı? 2008-2015 arası dönemde, pirinçte, buğdayda ve ette olduğu gibi; gıda ve tarım üretimi, dağıtım ve tüketim ilişkileri politikasında orta vadeli yapısal sorunlara eğilmek, genel enflasyonu aşağı çekmek yerine, her defasında ya ‘bir takım spekülatörlere’ fatura kesildi, ya geçen yıl olduğu gibi yaşanan kuraklığa bahane bulundu, ya da dış fiyatlardaki arızi artışlara.

Dünya gıda fiyatları 2008’de ve 2011’de iki ayrı dalgada sırasıyla yıllık yüzde 58’e ve yüzde 38’e varan artışlar gösterdi. Türkiye’de gıda fiyat artışı, yıllık olarak en yüksek Mayıs 2008’de yüzde 16 olurken, 2010 sonrasında sık sık çift haneli artışlar gözlendi. Nisan 2015’ kadar son bir yılda, yıllık gıda fiyat artışları ortalaması yüzde 14’e yakın seyretti.

Daha geniş bir ölçekte bakıldığında, dünya gıda fiyatları ile Türkiye’deki gıda fiyatlarındaki seyrin Mayıs 2013’den sonra ayrıştığı gözleniyor. Dünyada gıda fiyatlarındaki yükselişin son bulduğu 2011’den sonra başlayan düşüşün 2013 sonrasında da devam ettiği gözlenirken, Türkiye’de gıda fiyatlarının yükselmeye devam ettiğine tanık oluyoruz.

Temmuz 2013-Temmuz 2015 arası 2 yıllık dönemde, Türkiye’de TÜİK’in ölçtüğü gıda fiyatları birikimli yüzde 21 yükselirken, FAO’nun ölçtüğü dünya gıda endeksinde yüzde 21 düşüş olmuş. Yani dünya fiyatları düşerken bile Türkiye’de fiyat artışları tam gaz devam etmiş ve dünya fiyatları ile arasındaki makas açılmış. Bu makasın açılmasında da, sadece kuraklık değil son iki yılda dolar kurundaki birikimli yüzde 45’lik artışın önemli payı var. Örneğin pirinç fiyatı içeride son 2 yılda yüzde 42 artmış. Uluslararası pazardaki ortalama fiyatı ise yüzde 17 düşmüş. Kur yüzde 45’e yakın arttığı için iç pazarda fiyatın sabit kalması zorlaşıyor. Son iki yılda yaşanan kesintisiz kur artışı ile hem fiyatlama davranışlarındaki bozulmada yayılma eğilimi gösteriyor, hem de ürün arzını dengeleyecek ithal ürün fiyatlarını TL maliyetini yükseltiyor.