Halka arz açılımı!

Hafta başında, İstanbul'da 'Halka Arz Seferberliği' konulu bir toplantı yapıldı. Toplantıda, şirketler kesiminin halka açılmalarının ne kadar iyi bir şey olduğu anlatıldı.

Hafta başında, İstanbul’da ‘Halka Arz Seferberliği’ konulu bir toplantı yapıldı. Toplantıda, şirketler kesiminin halka açılmalarının ne kadar iyi bir şey olduğu anlatıldı. ‘Dünyadaki likidite bolluğu nedeniyle paranın gidecek yer aradığı’ vurgulanarak, 2010’un halka arz ve özelleştirme yılı olacağı resmedildi!
İMKB, TOBB, SPK ve TSPAKB işbirliği ile düzenlenen toplantıda konuşan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, şirketleri ‘bedava parayı’ kullanmaya çağırdı. Hisarcıklıoğlu, “Bedava para, bunu kullanın. Sıfır maliyet. Bankaya gitsen kırk tane nazını çekiyorsun.
Ödeme günü geldiğinde ‘ben bunu nasıl ödeyeceğim?’ diye düşünmeye başlıyorsun” diyordu. Böylece ‘seferberlik’ bu veciz sözlerle başlıyordu!
Acaba şirketler, basiretsiz olduklarından dolayı mı halka açılmak için koşturmuyorlar? Gerçekten böyle sıfır maliyetli ‘bedava bir para’ var mı? Yoksa halka açılan şirketlerin çoğunluk hissedarları, parası olanlarla ortaklık mı sağlıyorlar? Halka arzın özendirilmesine ilişkin bir toplantıda, felsefenin bu biçimde konulmasını yadırgadık doğrusu.
İkincisi de, halka arzın kayıt dışılığı bitirmek için en büyük mekanizma olduğu düşüncesi seslendirildi. Oysa bugün sermaye piyasasının gelişiminde en önemli engellerin başında kayıt dışılık geliyor.
Bir süredir en güncel konulardan birinin, iş kesiminin bankaların kredi vermediği, faizleri düşürmedikleri biçimindeki yakınmaları olduğunu biliyoruz. Bunun temelindeki, özel kesimin sermaye yetersizliğidir. Bu sorun, sadece bugüne yani krizdeki kredi daralmasına özgü bir sorun değildir. 2001 sonrasında bankacılık kesiminin kronik sorunları yoluna koyulmasına karşın, reel kesimin yani şirketler kesiminin sorunları çözülmemiştir. Burada da, ‘sorunlar taşınamaz aşamaya gelince çözülür’ alışkanlığıyla akışa bırakılmıştır. Sermaye yetersizliği sorununun ardındaki temel neden de kayıt dışılıktır.
Şirketlerin bankalardan sağladığı krediler, kısa vadeli finansman yöntemdir. Orta ve uzun vadeli finansmanın yolu modern finansta sermaye piyasasından geçmektedir. Bu, kaba sınıflamayla ya tahvil ihracıdır, ya da şirket hisselerinin halka arzıdır.
Geçmişte yüksek kamu açıkları ve borçlanma gereksinimine bağlı olarak devletin tüm fonları çekmesi nedeniyle, özel kesime oyun alanı kalmıyordu. Oysa mali disiplin ve borçlanma gereksiniminin azalmasıyla özel kesimin sermaye piyasasındaki etkinliğinin artması beklenirdi. Pek de böyle olamadı. Çünkü kayıt dışılık bu alanda önemli bir engel oluşturuyor. Sermaye piyasasında ister tahvil, isterse hisse senedi ihracına kalkışmak demek, temel tüm bilgilerinizi yatırımcılara açmanız demek. Bunların da, yatırımcıları, şirketinizin orta vadede anapara ve faiz, temettü ödeme yapabilirliği konusunda ikna eder olması gerekiyor. Kayıt dışı faaliyet, şirketin fotoğrafında bir ya da birkaç ‘çarkın’ eksik görünmesi demek. Bu ‘yetersiz bilanço’ görünümü, sermaye piyasasına yolları kapıyor. Yola çıkanın da, ya borçlandığı tahvilin faizinde ilave prim, ya da halka arz ettiği şirket değerinde düşük rayiç belirlenmesi anlamına geliyor. Kayıt dışılık, ‘büyük fotoğrafın’ görünmesine engel çünkü. Bu, gerçek durumu görebilen şirket sahibinin, yani halka arz edenin hoşuna gitmiyor. Geleneksel finansmana dönülüyor. Şirket değeri bakımından gelecek vaat eden şirketler ise zaten özel sermaye girişimleri tarafından ‘keşfediliyorlar’.
Kayıtdışılık, bir haksız rekabet unsuru olarak, şirketlerin dışında kalamadıkları bir ‘çekiciliğe’ sahiptir. Bu da şirketleri kurumsallaşmadan uzak tutmaktadır. Kurumsallaşmaya uzak duran şirketlerin de, sermaye piyasası gibi işlerin kurumsallaşma ile yürütüldüğü yerlere girişi zor olmaktadır.
Halka açılan şirketin çoğunluk hissedarının, halka arz edilen hisseler karşılığında sağladığı para, ‘bedava para’ değildir; halka arzla gelen fonu cebine koyuyorsa başlangıçta koyduğu kendi sermayesini şirketten çekmesi, yeni ortak alması demektir. Başlangıç sermayesine kim ‘bedava’ diyebilir ki? Sağlanan para sermayeye ilave ediliyorsa yine ‘bedava para’ değildir; şirkete ortak olanların koyduğu kaynak demektir. Her faaliyetin hesabının sorulacağı bir kaynaktır; bedava değildir!
Sermaye piyasasını geliştirmek için ‘etrafında dolaşmak’ yerine, gereken reformları doğrudan talep edelim ve yapalım. Böylece ‘zihinsel zorlamalara’ gerek kalmayacaktır!