Halka arz kampanyası

Türkiye'de, halka açılarak borsada işlem görmeye başlayan şirket sayısı, son 10 yılda her yıl ortalama 7 şirket olmuş. Bu sayı 2008'de 2, krizin egemen olduğu 2009'da ise sadece 1 şirket. İMKB verilerine göre bu sayının...

Türkiye’de, halka açılarak borsada işlem görmeye başlayan şirket sayısı, son 10 yılda her yıl ortalama 7 şirket olmuş. Bu sayı 2008’de 2, krizin egemen olduğu 2009’da ise sadece 1 şirket. İMKB verilerine göre bu sayının, 1990-2000 arasında yılda ortalama 24 şirket olduğunu anımsatalım. Acaba her alanda ilerleme ve değişime tanık olurken, sermaye piyasasındaki ‘duraklamanın’ ardında ne yatıyor? Acaba el atmaktan uzak durduğumuz yapısal sorunlarımızın, ertelenen reformların izi var mı?
Konuyu şirketler cephesindeki sayılara bakarak ilerleyelim. Türkiye’nin ilk 500 büyük sanayi şirketinin 407’si halka açık değil.
İkinci 500 büyük sanayi şirketinin de 469’u halka açık değil. Bu durum, o şirketlerin çoğunluk hissedarları ile ortaklarının bir tercihi tabii ki. Peki, Türkiye’nin 1000 büyük şirketinin yüzde 87.6’sı halka açık olmaktan, borsada işlem görmekten neden uzak duruyor?
Dünya ile eklemleşen, elde çanta ihracat peşinde koşan, her türlü teknik gelişmeyi, yeniliği izleyen özel kesim; şirketleri halka açarak hem ortak ve kaynak yaratmayı, hem de kamu tarafından izlenen bir piyasa değeri oluşturmayı ve de bunu yukarı taşımayı bilmeyecek uzaklıkta mı sermaye piyasasına? Tabii ki hayır; temel sorun, ülkemizdeki kayıt dışı faaliyettir. Bunun şirketler kesimine getirdiği haksız rekabettir. Halka açılarak, kamuya ve sermaye piyasası otoritelerine hesap verme, kamuyu bilgilendirme yükümlülüğü altına giren şirketler; sermaye piyasasından uzak duran ve de böyle bir yükümlülüğü olmayan şirketlere görece dezavantajlı duruma düşmektedir.
Ülkemizin 2001 krizinden sonra temel sorunlarından uzaklaşarak yüksek büyümeye geçtiği bir dönemde, hem de küresel likidite bolluğunun ülke ve likidite seçiciliğinden uzaklaştığı bir halde bile, ülkemizde halka arz edilen şirket sayısının kriz öncesindeki sorunlu döneme göre düşmüş olması anlamlıdır. Bu dönemde, borsada işlem gören mevcut şirketlerin halka açıklık oranlarında da kayda değer bir artış olmamıştır. Ayrıca sermaye piyasası otoritelerinin, halka açıklığın artırılması için çabaladıkları da söylenemez.
İşte bu noktada, halka açılan şirketlerin ‘müşterilerinin’ yani yatırımcıların borsaya olan güvensizliği konusu devreye girmektedir. Borsaya yatırım yapacak kadar tasarrufu olan Türk yurttaşlarının önemli bir bölümünün, hisse senedi piyasalarına bakışı ‘kumarhane’ tanımlaması ile ifade edilmektedir. Bunda temel etkenin de, borsada kuruluşundan bu yana hisse bazında yüksek dalgalanmaya ve manipülasyona uygun koşulların, süreçlerin varlığıdır. Bunun yapısal kaynaklarından biri de, halka açıklık oranın düşük olmasıdır. Düşük açıklık, az sayıda hisse ile şirketin borsa değerinin oluşması anlamına gelmektedir. Düşük oranda halka açık olan şirketin az sayıda hisseleri ile fiyatının sağlıklı oluşumu mümkün değildir. İMKB’de işlem gören 300’ü aşan hisse senedinin ortalama halka açıklık oranı yüzde 33’tür. İşlem hacminin kabaca yüzde 45’ini oluşturan İMKB-30 hisseleri arasında; halka açıklıkta yüzde 40’ın üzerinde 13 şirket var. Bunların 7’si yüzde 50’nin üzerinde. 
Türkiye, gelişen piyasalar içinde düşük halka açıklık oranı ile en geriden gelen ülkeler arasındadır. Meksika, Şili, Brezilya, Kore, Güney Afrika ile AB’nin yenileri Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, yüzde 50’nin üzerindeki halka açıklıkla önümüzde yer alıyorlar.
Bu fotoğraf eşliğinde; SPK, İMKB, TOBB ve TSPAKB girişimiyle 6-7 mayıs tarihlerinde İstanbul’da ‘Halka Arz Seferberliği Zirvesi’ düzenleniyor. Amaç, halka arz sürecine ivme sağlamak. Bu zirvenin tanıtımı için yapılan toplantıya katıldık. Ancak ne yazık ki, izlenimimiz o ki; sermaye piyasası otoritesi halka arz sürecini bir ‘PR kampanyası’ olarak görüyor. SPK, tersine adım atarak halka arzda aranan en düşük halka açıklık oranı koşulunu kaldırmış durumda. Yani, SPK halka arza teşvik peşinde koşarken, yatırımcıyı borsadan uzak tutan temel olgulardan birini teşvik ediyor. Sermaye Piyasası Kurulu, konuyu genel çerçeveden değil, ‘şirket finansmanı projesi’ olarak görüp hafife alıyor. Capital dergisinin ‘Geniş Açı’ ekinde yer alan yuvarlak masa toplantısında, SPK Başkanı Vedat Giray halka arzda açıklık oranını yüzde 5’e kadar çekebileceklerini söylerken, “diyelim ki, piyasa değeri 1 milyar dolar olan bir şirketin 50 milyon dolara ihtiyacı var. Zaten değerinin yüzde 5’i 50 milyon dolar yapıyor. Şimdi bu şirket halka arz yapmasın mı?” diyor. Peki ya yatırımcıların başına ne gelecek? Çok açık, 5-10 milyon dolarlık ‘yeteneği’ olan bir spekülatörün, şirket hisselerinin nerede seyredeceğini belirlemesi güçlü bir olasılık. Daha düşük borsa değerinde daha küçük miktarla tabii ki. Bu da SPK’yı rahatsız etmiyor anlaşılan. SPK böyle bir şirkete tahvil ihraç etmeyi tavsiye etse daha iyi olmaz mı?
Dünyada belli başlı borsalar, şeffaflığı daha ileri götürüp ‘halka açıklık oranıyla düzeltilen’ endeks hesaplar ve duyururken, biz tersine yol alıyoruz. Geri kalma nedenlerimizi çözmek yerine tersine besleyerek güçlendiriyoruz. Yüzde 5-10’luk halka açıklıkla işlem gören şirketin borsa değeri, ettiğinden çok yukarıda olabilir. Ama böyle şirketlerin artarak yer bulduğu ve fiyatının belirlendiği bir yerin, yani o borsanın itibarı da aşağı çekilir.
Öyle görünüyor ki, ‘halka arz seferberliği’; bu tür yaklaşımlarla ve de temel sorunlar çözülmeden ‘kiraz festivali’ kıvamından öteye gidemeyecek.