Hani Merkez Bankası'nın kur hedefi yoktu?

Paramızın değerlenmesi bir sorun ise bu sorunun arka planında çok açık biçimde enflasyon var. Kur belli bir dönemde sabit bile seyretse enflasyon nedeniyle paramız değer kazanıyor.
Hani Merkez Bankası'nın kur hedefi yoktu?

Merkez bankalarının tutarlı olması gerekir değil mi? Önceki gün Başkan Erdem Başçı’nın Anadolu Ajansı’nın (AA) Finans Masası’na yaptığı açıklamalara bakılırsa para politikasında da ‘dün dündür, bugün bugündür’! İş bununla da kalmıyor; Türkiye döviz kuru rejimini resmi olarak ilan etmese de fiilen ve açık biçimde ‘yönetilen dalgalı’ (managed float) kur rejimine dönüştürmüş durumda. Enflasyon hedeflemesi ise çoktan sizlere ömür.

Başkan Erdem Başçı, önceki gün AA’ya yaptığı açıklamada reel efektif kur endeksinin bulunduğu yere dikkat çekip bunun üzerinde politika tepkisi vereceklerini açıkladı. Merkez Bankası tarafından hesaplanan reel efektif kur endeksi (2003=100) ekim ayı itibariyle 117.4 seviyesinde. Başçı, bu seviyeyi ‘değerli TL’ seviyesi olarak görüyor. Değer kazanma sürecini yumuşatmak için ölçülü faiz indirimi düşünebileceklerini anlattı. Daha fazlası, reel efektif kur bugünkü seviyesinden 125 seviyesini de geçerse daha kuvvetli bir politika tepkisi vereceklerini açıkladı.
Bu açıklamalarla faiz geriledi, döviz kurunda yukarı doğru hareketlenme oldu.

Hem “Hedefimiz yok” deyip sonra da “TL’ye rekabetçilik kazandırdık” diyen Merkez Bankası Başkanı idi. İşte kur konusunda yaptığı konuşmalarından birinde şöyle diyordu: “2011 yılında, enflasyon hedeflemesi rejimi ile birlikte dalgalı döviz kuru rejimi uygulamasına devam ettik. Uygulamakta olduğumuz kur rejiminde, döviz kurunun bir politika aracı olmadığını ve yüzde 5 olan enflasyon hedefimizin dışında nominal ya da reel herhangi bir döviz kuru hedefimiz bulunmadığını, bu vesileyle bir kez daha vurgulamak isterim. Türk Lirası’nda gözlenen dalgalanmalar, küresel ve yerel gelişmeler ile bunlara karşı verilen para politikası tepkilerinin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.” (Erdem Başçı, 16 Nisan 2012, TCMB 80. Genel Kurul Konuşması)

Bunların ışığında, Merkez Bankası’nın yıllık para ve kur politikası açıklamasının da bir değeri kalmadı.

İkinci bir çelişki de Merkez Bankası Başkanı Başçı’nın zihnindeki ‘fiyat istikrarının’ farklı bir tanıma sahip olmasıdır. AA Finans Masası’na yaptığı açıklamadan: “Fiyat istikrarı demek, tek hane demek değildir. Yüzde 5 ve daha az oynak bir enflasyon. Oraya doğru yavaş yavaş ilerlememiz lazım. Bizim ölçümüz aslında bu.” Acaba yanlış mı duydum diye düşündüm. Ama haber metninde de yer alan sözler böyle.

Oysa dünyanın hiçbir yerinde ‘fiyat istikrarı’ tanımı böyle değil. Merkez Bankası’nın kendi web sitesinde bile! Bankanın fiyat istikrarı olarak kendi web sitesinde tanımladığı yer; “insanların yatırım, tüketim ve tasarrufa yönelik kararlarında dikkate almaya gerek duymadıkları ölçüde düşük bir enflasyon oranını ifade eder. Bugün için gelişmiş ülkelerde, yüzde 1 ile yüzde 3 arasındaki enflasyon oranlarının düşük enflasyon oranları olarak kabul edildiği” anlatılıyor.

Başa dönelim, Türkiye’nin notunun yatırım sınıfına çıkarılmasının ardından, ülkeye girecek portföy yatırımlarının da artması bekleniyor. Ancak nedense TL’nin olası değerlenmesi sorununa sadece nominal kurdaki düşüş gözlüğünden bakılıyor. TL’yi değerlendiren unsur sadece nominal döviz kurundaki gerileme değil, gelişen ülkeler ya da notu BBB seviyesinde olan ülkeler arasında da en yükseklerden biri olan enflasyondan da geliyor.

Paramızın değerlenmesi bir sorun ise bu sorunun arka planında çok açık biçimde enflasyon var. Döviz kuru belli bir dönemde sabit bile seyretse enflasyon nedeniyle paramız değer kazanıyor. Biz de enflasyonla mücadeleyi bırakıp; kuru yukarı itme, faizi düşürme peşinde koşuyoruz. Tabii son bir yılda çok iyi gördüğümüz gibi kur artışı da enflasyona yansıyor.

Değerlenme konusunda varın biraz da siz oyalanın.