İçeride 'ak saçlılar' gerekiyor!

Ankara, uygulamadaki politika mekanizmasına doğru biçimde bakabilse şikâyet ettiği yüksek faizi kendisinin yarattığını görebilecek.

Artık anladık ki “faiz lobisi” sözü Ankara’nın resmi jargonu olarak benimsenmiş. Bazı gazetelerin ekonomi şeflerine konuşan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da ‘faiz lobisi’ söylemini benimseyenler kervanına katılmış. Hatta Babacan, bu tanımlamayı daha da ileri götürüyor. Başbakan Erdoğan’ın, “Faiz lobisi” sözüyle kimleri kastettiği sorusu üzerine; “Koridora karşı çıkanlar Merkez Bankası’nın faizi biraz yükseltip sabitlemesini istiyor. Oysa reel faizin yükselmesi kimse için iyi bir durum değil” demiş.
Şu da anlaşılıyor ki, ekonomideki başarıları doğal biçimde üstlenen hükümet, başarısızlık ve olumsuzlukları da dış ‘mihraklara’, ‘lobilere’ yükleyecek.
İstanbul finans merkez projesi için dünyada önemli görevlerde bulunmuş, ‘ak saçlılar’ diye nitelenen kişilerden oluşacak bir ‘İstanbul Finans Merkezi Danışma Kurulu’ oluşturmayı planladığını anlatan Babacan, bununla hem o kişilerin deneyiminden yararlanmayı hem de onların bu projeyi tanıtmalarını bekliyormuş. 

Püskürtülen ‘ak saçlılar’
Oysa ‘ak saçlıların’ saçlarını daha da beyazlatacak soru şu: Finans merkezi olmayı hedefleyen bir ülke ama izlenen ekonomi politikasını eleştirenlerin dahi hayali bir ‘faiz lobisi’ kategorisine sokularak peşinen linç edilmesi, ‘eleştirirsem bu gruba dahil olurum’ korkusunun yeşertilmesi, bir çeşit ‘otosansür’ tuzağı yaratılması doğru mu? Böyle bir ülke gerçekten de finans merkezi olur mu? Bu ülkeye parasını getiren ya da getirmeyi düşünenler, üzerlerinde potansiyel bir ‘faiz lobisi’ yaftası isterler mi? Finans merkezi olmayı isteyen bir ülkede, ne olduğu belirsiz hayali bir ‘faiz lobisi’ hükümet düzeyinde dillendiriliyorsa
bu ekonominin gücü tartışılmaz mı?
İşin doğrusu, finans merkezi olmak için bizim dışarıdan bir ‘ak saçlı’ grubuna değil, içeride bir ‘ak saçlı’ ve âkil adamlar grubuna ihtiyacımız olduğu çok açık. Çünkü Avrupa’daki finansal krizin mevcut görünümünde; eylemle de söylemle de içeride hata yapma lüksümüz yok artık.
Bakan Babacan’ın faizle ilgili düşüncelerine gelince. Bugün Merkez Bankası’nın uyguladığı yüzde 5,75 ila yüzde 12,5 arasında bulunan faiz koridoru, yarattığı belirsizlikten dolayı piyasa faizlerinin tavan seviyesinde yerleşmesine neden olmaktadır. Yani hükümetin de istemediği en yüksek faiz olan yüzde 11-12 seviyesinde. Oysa Merkez Bankası politika faizini yüzde 8-9 gibi bir yerde sabitlese ve buna da birkaç aylık bir süre boyutu ekleyerek bir ‘faiz patikası’ ilan etse piyasa faizi gerileyecektir.
‘Lobi’ tasarımda Merkez Bankası son bir haftada, düzenlediği haftalık repo ihalelerinde sabit yüzde 5,75’le para verse de, toplam verdiği paranın ortalama maliyeti yüzde 7,0-7,5 olsa da, piyasadaki gecelik ve haftalık faizler yüzde 10’un üzerinde seyretmeye devam etmiştir. Nedeni basit, bu koridor olduğu sürece, belirsizlik en yüksek faize göre fiyatlanıyor. Piyasa faizinin politika faizine bitişik gittiği dönemlerin, politika faizinin koridor uygulanmadan sabit olarak uygulandığı dönemler olduğunu anımsamamız gerekiyor. Veriler ortada. Bunun arkasında ‘faiz lobisi’ aramaya gerek yok. Bu ‘lobi’ sanrısı, uygulanan politikanın tasarımından
kaynaklanıyor!
İkinci bir açı için Babacan’ın sözlerine geri dönelim; “reel faizin yükselmesi kimse için iyi bir durum değil” yorumuna. Merkez Bankası koridoru kaldırıp politika faizini yüzde 8’e sabitlese bugüne göre reel faiz yüksek olur mu? Beklenen enflasyonun yüzde 7.0-7.50 arasında olduğu yerde olmaz. Tersine piyasa faizi düşer. Yukarıda mekanizmayı anlattım. Zaten piyasa faizi yüzde 11’in üzerinde.
Ankara, sahiplendiği ‘faiz lobisi’ söylemini bir tarafa bırakıp, uygulamaya koyduğu politika mekanizmasına doğru biçimde bakabilse şikâyet ettiği yüksek faizi kendisinin yarattığını görebilecek.