İçimizdeki 'dış mihrak'

Bireyi eğitimsiz ve donanımsız olan, geliri düşük olan ülke ne kadar güçlü olabilir ki?

Yıllardır, “Aman dikkat, etrafımızdaki coğrafyada ilginç gelişmeler oluyor, ufak tefek işleri boş verin, büyük resme bakın” ya da “Dış mihraklar güçlenmemizi istemiyor” diyerek toplumsal gelişmenin, özgür düşüncenin, insan haklarının, hukukun üstünlüğünün, adil ve bağımsız yargının sağlanması başta olmak üzere gelişmenin ve zenginleşmenin önünde hep bir bariyer, gerekçe vardı.
‘Dış mihrak’ falan derken, gelişmenin önündeki engelin bizatihi bu söylemin olduğu, korkularla gelişmenin önünün tıkandığı giderek daha belirgin biçimde ortaya çıkıyor.
İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt, Twitter’daki hesabında yazmasa fark etmeyecektim. Bildt gururla şöyle yazmıştı: “Mutlulukla not düşmek istiyorum ki İsveç, AB’nin araştırma ve inovasyon sıralamasında üst sırada. Daha iyi olmamız gerekiyor.”
Bakan Bildt’in bahsettiği, AB’nin 2020 için koyduğu ‘inovasyon birliği’ hedefine ne derece yakın olduğunun ölçümü için hazırlanan rapor. 7 Şubat günü yayımlanan bu raporda, en yüksek puanla birinci sırada yer alan İsveç’i Danimarka, Almanya ve Finlandiya izliyor. 

Rekabetçi olabilir miyiz?
Raporun ölçüm kriterleri arasında, 3 ana başlık, 8 alt ölçüm kriteri belirlenmiş. Araştırma ve inovasyona zemin hazırlayan üç unsur yer alıyor; birincisi, insan sermayesi. Kriterlerden biri; doktora tamamlayan kişi sayısı ile lise ve üniversite bitirenlerin oranı. Türkiye, AB-27 ve aday ülkelerle birlikte bakıldığında sondan üçüncü. Ancak gelişme hızı olarak bakılırsa örneğin doktora bitiren kişi sayısındaki artış oranında yüzde 10’luk hızla ilk beşte. İkincisi, araştırma sistemi. Bu kritere göre uluslararası ortak bilimsel yayın yapma ve yapılan yayınlara atıf alma ölçüsü var. Belki de bu raporun en çok umut veren taraflarından biri buradaki sonuçlar. Türkiye, ortak bilimsel yayın sayısında en düşüklerden biri olsa da yapılan yayınların aldığı atıf oranında AB-27 ortalamasına yakın durumda. Üçüncüsü de finansman ve destek. Kamu kesimindeki araştırma ve geliştirme bütçesi ve harcamaların payı dikkate alınıyor. Bu kritere göre sıralamada sondan ikinci olduğumuzu not düşmek gerekiyor. Girişim sermayesi de ayrı bir ölçü. 

Öğrenirsek yaparız
İkinci ana ölçüm başlığı, şirketlerin etkinlikleri. Üç alt kritere göre bakılıyor küçük ve orta ölçekli şirketlerin (KOBİ) yatırımlarında araştırma ve geliştirmeye ne pay ayırdıkları. Verilere göre Türk özel sektörünün 11 ülkenin özel sektörünü geride bırakmış olması ümit verici. Bir alt kriter, şirket içi yenilikçilik. Türk KOBİ’leri bu konuda da AB-27 ortalamasına yakın. AB-27 içinde 100 firmanın 30’u şirket içinde üretim sürecinde yenilikçilik sağlayabilirken bizde 28. Ancak şirketlerin yenilikçi başka şirketlerle işbirlikleri konusunda Türk şirketleri tutucu. AB-27 ortalaması yüzde 11 iken Türkiye’de bu oran yüzde 5’e düşüyor. Üçüncüsü de entelektüel varlıklara ilişkin kriterler. Bunların başında da patent, marka ve tasarım geliyor. Patent başvurusunda AB-27 ortalamasının dörtte birindeyiz. Ama büyüme hızında ilk beşe giriyoruz.
Üçüncü ana ölçme kriteri, ortaya çıkan inovasyonun kendisi. Yenilikçiler ve bunların ekonomik etkilerinin ölçümüne dayanıyor. Bilgi yoğunluklu istihdamda AB-27 ortalaması toplam istihdamın yüzde 13.5’i. Son sırada olan Türkiye’de bu oran yüzde 4.8. Bu alandaki gelişme hızında ise sıfır büyüme ile umut vermiyoruz. Ama toplam ihracattaki orta ve ileri teknoloji ürünü malların payı AB-27 ortalamasına yaklaşıyor. AB-27’de bu oranın ortalaması yüzde 48 iken Türkiye’de yüzde 39.
Bu rapordan çıkan en önemli sonuç; insan sermayesi için, yani eğitim için hâlâ çok şey yapmamız gerektiğidir. Bireyi eğitimsiz ve donanımsız olan, geliri düşük olan ülke ne kadar güçlü olabilir ki?