İki farklı merkez bankası

İki merkez bankası farkı bu işte; biri kendini anlatıyor, diğeri sizin algınıza abartı çıtası koyuyor.

Fed Başkanı Ben Bernanke’nin son dönemdeki derdi, “Fed neden yeni bir tahvil alım programı (QE3) ilan etmiyor?” sorusuna yanıt vermekti.
Bernanke, Jackson Hole’daki konuşmasında, önce bunun işe yarayıp yaramadığını anlattı, sonra da yeni bir programın yararlı olabileceğini ama maliyetlerini de göz önünde tuttuklarını uzun uzun anlattı.
Bernanke, üç ayrı araştırmada Fed’in 2008’den bu yana yaptığı miktarsal genişlemenin (varlık alımlarının) 10 yıllık devlet tahvili faizlerini 80-120 baz puan düşürdüğünün hesaplandığını; iki varlık alım programı sayesinde ekonomide üretim seviyesinin 2012 itibariyle yüzde 3 daha yukarıda, özel kesim istihdamının da 2 milyon kişi daha fazla olduğunu not düşüyor. İşe yaramış yani.
Bernanke’ye göre, yeni bir varlık alım programının olası maliyetleri ise şöyle: 

İlave varlık alım operasyonu, tahvil piyasasının işleyişini bozabilir. Fed’in alımları tahvil piyasasında kimi ihraçlarda likiditeyi azaltıp fiyatlamaları bozabilir. Bu da daha yüksek bir likidite primi getirebilir. Bu durumda ise istenilen sonucu tersine çeviren, tam bir ‘kaş yapayım derken göz çıkarma’ durumu ortaya çıkarabilir.
Fed’in bilançosunu yeniden oldukça büyütecek bir tahvil alım programı; Fed’in bugünkü politikalardan yumuşak biçimde ve uygun zamanda çıkacağına dair kamuoyu güvenini azaltabilir.
Finansal istikrar riski; tahvil alımları ile düşük bir yerde seyretmesi sağlanan uzun vadeli faizlerin, kimi yatırımcılar tarafından doğru bir gösterge olmadığının düşünülmeye başlanması bu riski ortaya çıkarabilir.
Faizlerin yükseleceği bir dönemde Fed’in çok yüksek bir zararla karşı karşıya kalması riski var. Bernanke son üç yılda ABD Hazinesi’ne Fed’den giden kâr transferinin 200 milyar dolar olduğunu anımsatıyor. Yani faizler çıkarsa daha yüklü bir Fed bilançosu bunun çok çok üzerinde bir zarar yaratacak. Bedeli de vergi mükellefleri ödeyecek. 

‘Siz de bunu abarttınız’ 
Dün Ankara’da Merkez Bankası’nca piyasa ekonomistlerine yönelik olarak yapılan rutin toplantılarda yeni bir görünüm ya da bilgi çıkmadı. Ancak iletişimde sorun var. Örneğin, Merkez Bankası’nda uygulanan faiz koridorunun ne zaman daraltılacağı, kaç baz puan daraltılabileceği sorularına karşılık olarak, bunun olasılığının arttığı anlatılmış. Ancak koridorun üst sınırının düşürülmesinin efektif maliyeti etkilemeyeceğini savunan bir Para Politikası Kurulu (PPK) üyesi, katılımcılara “Siz de bu konuyu abarttınız” diyerek yaklaşmış.
Nisan sonunda Enflasyon Raporu’nun açıklandığı toplantıya geri dönüp, uygulanan politikanın belirsizliğine atıfta bulunan bir gazetecinin “Bankacı olsanız fiyatlandırmayı koridorun hangi seviyesinde yapardınız?” şeklindeki sorusuna Başkan Dr. Erdem Başçı’nın ne yanıt verdiğini anımsatalım. Dr. Başçı, bankacılık sektörü tarafından neyin fiyatlamada kullanılması gerektiğinin çok net bir şekilde anlaşıldığını anlatıp “Zaten epeyce bir süredir ona göre fiyatlıyorlar. O yüzden faiz koridorunun üst ucunu 1 puan aşağı çektiğimizde kredi maliyetleri de benzer şekilde bir miktar düşürüldü bankacılık sektörü tarafından. Dolayısıyla bankacılık sektörü şu anda doğru yere bakıyor, orada herhangi bir belirsizlik yok. Gün içi dalgalanmalarına bakmaya onların hiç ihtiyacı yok. Uzun vadeli faizlere bakacaklar, bir de koridorun daha ziyade üst tarafına bakacaklar. Zaten o amaçla bu koridor sistemi tasarlanmıştı” demişti. 

Politika uygulayıcısının bu yanıtı çok doğal olarak piyasada temel bir kabul halini aldı. En azından Merkez Bankası’nın ‘okumasının’ böyle olduğu temel alındı. Aradan geçen dört ayda yine çok doğal olarak bu soru sorulduğunda “Siz de bunu abarttınız” denilmesi hiç de şık olmamış. Sahi, PPK üyeleri, Merkez Bankası’nın iletişiminden bu kadar mı uzak? Kendi aralarında konuşmuyorlar mı? Yoksa kararlar tek başına mı alınıyor?
İki merkez bankası farkı bu işte; biri kendini anlatıyor, diğeri sizin algınıza abartı çıtası koyuyor.