IMF de 'olmadı' diyor

IMF, 2000-2001 krizi sonrasında zor kazanılan dayanıklılığın, son dengesiz büyüme süreci ile zayıflatıldığı düşüncesinde.
IMF de 'olmadı' diyor

IMF Başkanı Christine Lagarde

IMF’nin dördüncü madde kapsamındaki değerlendirme raporu (staff report) hafta sonu açıklandı. Rapor, ekonomi politikasındaki hataları tek tek mercek altına alıyor. Merkez Bankası’nın uyguladığı para politikasını da eleştirerek enflasyona yol açtığını söylüyor.
Rapordan, IMF’nin Türkiye’ye 18 ay önce bir politika karışımı önerdiği ortaya çıkıyor. Önerilen; bir defalık vergi gelirlerinin tasarrufu da dahil olmak üzere daha sıkı bir maliye politikasıyla önceden sıkılaştırılmış makro ihtiyati önlemlerden oluşan bir politika karışımı. Eğer bu politika uygulanmış olsaydı Türkiye’nin bugün daha ılımlı bir büyümeye sahip olacağını, iç talep ve ithalatı yükselten kredi büyümesinin kaynağı olan sıcak para girişinin de daha az olacağını öne sürüyor.
IMF böylece, bugün daha küçük bir cari açık, daha az kırılgan yurtiçi ve yurtdışı koşullara sahip olacağımızı söylerken “Enflasyona neden olan sıradışı para politikasından da uzak durulmuş olacaktı” diyor.
IMF, 18 ay önce önerdiği politika karışımının hâlâ uygulanabilir olduğunu ama bugün bunun daha dikkatli yapılması gerektiğini not düşüyor. 

Para politikası olmadı
IMF, 2008-2009 küresel krizi sonrasında üretim seviyesinin kriz öncesi seviyeye geri döndüğünü, ancak gevşek makroekonomik politikalar ve kayda değer rekabetçilik açığının krediyle finanse edilen ve ithal yoğun nitelikli bir iç talebi patlattığını söylüyor. IMF, 2000-2001 krizi sonrasında zor kazanılan dayanıklılığın, son dengesiz büyüme süreci ile zayıflatıldığı düşüncesinde. IMF, Türk ekonomi otoritelerinin gelişen risk karşısında ‘yumuşak iniş’ için kredi yavaşlaması ve kısa vadeli fon girişini frenlemeye dönük olarak deneysel para politikasını merkeze aldıklarını belirterek maliye politikası ile makro ihtiyati ve yapısal önlemlerin geri planda kaldığı saptamasında bulunuyor.
IMF’nin eleştirilerinin ağırlıkla para politikasına dönük olduğu gözlenirken, başarısız bulduğu da dikkat çekiyor. Örneğin, kredi genişlemesine ilişkin seyir konusunda Merkez Bankası’nın tatmin olduğu gözlemini aktarıyor. Ama kredilerde yılın son çeyreğindeki yavaşlamanın politikanın işlemesinden değil, Avrupa’daki gelişmelerden kaynaklandığını not düşüyor.
Raporda, kredi genişlemesinin frenlenmesine ilişkin hedef için zorunlu karşılıkların yükseltilmesinin, kredilerde maliyet artışı yönünde değil mevduat faizlerinde aşağı doğru baskı yarattığı, mevduat büyümesini yavaşlattığı, bu hedefin tersine dış finansmana bağlılığı arttırdığı, yurtiçi tasarrufları caydırdığı söyleniyor. IMF, Merkez Bankası’nın zorunlu karşılık için gereken likiditeyi vermesini de ‘etkisizlikte’ etkili unsurlar arasında sayıyor. Çoklu hedef ile araçların istenmeyen sonuçlar ve tutarsızlıklara yol açtığı anlatılıyor. 

IMF: Yumuşak iniş için faizleri yükseltin
Bugün için de daha sıkı maliye politikası ve para politikası öneriyor. Çoklu faiz yerine şeffaflığın sağlanarak tek bir politika faiz oranını yükselterek sermaye çıkış riskini azaltmayı ve yumuşak inişin sağlanmasını öneriyor.
Bizde çok fazla üzerinde durulmayan ama IMF’nin dikkat çektiği bir unsur da enflasyonun rekabet gücünü azaltan ana unsur olması. Bizim daha çok döviz kuru seviyesi üzerinden konuştuğumuz rekabet gücünün arttırılması konusunda ise IMF enflasyon hedefinin yüksek olduğunu, düşük olması gerektiğini, 2 puanlık belirsizlik aralığının ise fazla geniş olduğunu not düşüyor. IMF 2012 sonundaki enflasyonu ise yüzde 6.5 olarak tahmin etmiş.
IMF’nin bu raporunda birkaç analiz de var. Bunlardan biri, yabancılar üzerinde görünen devlet tahvili yatırımlarının aslında yurtiçi bankalara ait olduğuna dair. IMF, Türk bankalarının yabancı bankalarla repo işlemi yaptığını, kâğıt vererek karşılığında döviz aldıklarını söylüyor. Oysa bu repoların büyük bir bölümünün vadesi 1 yıldan az. Böylece ödemeler dengesindeki hareketlerde, kâğıdı alanların sanki yabancılar gibi göründüğüne, oysa ki bunların bir bölümünün yapılan repo işlemleri nedeniyle mülkiyetlerinin Türk bankalarına ait olduğuna işaret ediliyor. Bunun tutarının ise Haziran 2011 itibariyle 15.6 milyar dolar olduğu hesaplanmış.

IMF başka neye dikkat çekti
* Geçen onyıl boyunca Türkiye’nin büyüme oranlarındaki sıçramalar sermaye akış döngüleriyle yakından ilişkili oldu.
* Sermaye geldiğinde GSYH büyümesi canlıydı, akışlar tersine döndüğünde reel etkinlik ani düşüş gösterdi.
* Reel para biriminde değerlenme, yerleşiklerin ithal mal satın alma güçlerini artırdı, talebi yerel kaynaklı mallardan saptırdı.
* Büyüyen cari açık özel tasarruf-yatırım dengesinde bir azalmayı yansıttı.
* Finansal derinleşme, başlangıçtaki düşük düzeyinden, son dönemlerdeki dış fonlamaya dayalı olarak yükseldi. * Emek piyasasındaki katılıklar, hızlı GSYH büyümesine karşın işsizliği yüksekte tutuyor ithalatı teşvik ediyor.