IMF, para politikasını hatalı buluyor

Bankanın politika faizinin ekonomiye yaygın biçimde kılavuzluk yapma yeteneğinin hızlı biçimde eridiği anlatılıyor.

Bizimkiler “Türk’ün Türk’e propagandası” biçiminde “Ah ne güzel politikalar uyguluyoruz, vallahi Nobel ödülü alır bunlar” biçiminde övgüler düzerken IMF, hiç de öyle bakmadığını ‘4. Madde Değerlendirme Raporu’nda ayan beyan yazmış.

Cari açık geriliyor, ekonomi yavaşlıyor; Ankara’ya bakarsanız ‘alınan önlemler sayesinde’. 2010 Ekim ayından bu yana hangi politika adımları uygulandı; doğru muydu, yanlış mıydı? O politikalar sonuç verdi mi, vermedi mi? Bunlara kafa yormamışsanız, önkabulünüzde Ankara’nın söylediklerini hemen satın alabilirsiniz. Oysa IMF, raporda şöyle bir analiz yapıyor: “Otoriteler kredi genişlemesinin yüzde 25’lik bir düzeyde olması yönünde telkinlerde bulunurken kredi karşılıkları Haziran 2011’de arttırıldı. 2011’in son çeyreğinde Euro Bölgesi ve içerideki ekonomik politika çerçevesine dönük belirsizlikler, sermaye akımlarını tersine çevirdi. Bu da Merkez Bankası’nı para politikasını kayda değer biçimde sıkılaştırmaya, kısa vadeli faizleri 5 puan arttırmaya, döviz rezervlerinin de yüzde 15’ini satarak müdahale etmeye ve TL’yi savunmaya zorladı. Tam gaz giden kamu harcamaları yerine, sıkılaşan para politikası ve kredi standartları, tüketim ve yatırım harcamalarını yavaşlattı.”

İşte son bir yılda ekonomideki sert yavaşlamanın ana nedenlerine ilişkin IMF yorumu serbest çeviri ile böyle. Kontrollü bir yavaşlamadan bahseden yok. Raporda, 2010-2011 dönemindeki önlemlerin hem kredi hem de dış dengede, zamanında ve belirgin bir iyileşme sağlayamadığı savunuluyor.

IMF’nin raporun ilerleyen bölümlerinde uygulanan para politikasına ve genel çerçeveye katılmadığını, hatalar gördüğünü anlatan metinler fazlasıyla açık biçimde yer alıyor.

Örneğin ekonomideki çıktı açığı konusunda IMF ile otoriteler arasında derin bir ayrılık var. IMF’nin çıktı fazlası olduğunu savunduğu dönemde Merkez Bankası’nın olmadığını söylediği anlaşılıyor. Malum; para politikasında politika faizinin en önemli belirleyicilerinden biri çıktı açığı. Raporda, 2011 yılı için Türk yetkililerin çıktı açığının sıfıra yakın olduğunu savundukları, oysa IMF ekonomistlerinin hesapladığının ise potansiyel milli gelirin yüzde 2 ila 4’ü oranında çıktı fazlası olduğu yazılmış. Geçen yıl bu konu ekonomistler arasında da tartışılmış, Merkez Bankası ekim ayına gelene dek faizleri düşük tutmuştu. IMF’nin yine cuma günü yayımladığı ‘seçilmiş konular’ başlıklı diğer raporda da ‘Taylor Kuralı’na göre Merkez Bankası’nın faizleri 2010 sonrasında oldukça düşük tuttuğu gösteriliyor.

IMF, enflasyonun hâlâ yüksek olduğunu, bu dünya konjonktüründe Merkez Bankası’nın çoklu hedef peşinde koşmak yerine beklentilere çapa oluşturmasını öneriyor. Piyasa katılımcılarının para politikası algısının ‘büyümeye yaslanan’ biçimde olduğunu not düşen IMF, enflasyon hedeflemesine dönmesini öneriyor.

Para politikası çerçevesinin başarısının, enflasyon hedefinin gerçekleştirilmesine bağlı olduğunu hatırlatan IMF, Merkez Bankası’nın öncelikler listesinde büyüme ve döviz kuru istikrarının enflasyondan önde geldiği izlenimi bıraktığını not düşmüş. Bu yüzden aktarım mekanizmasının da zayıfladığı; bankanın politika faizinin ekonomiye yaygın biçimde kılavuzluk yapma yeteneğinin de hızlı biçimde eridiği anlatılıyor.

IMF, yeniden bir haftalık repo faizinin tek politika faizi olarak geçerli kılınmasını, bunun da mevcut enflasyon eğilimine göre reel olarak pozitif faiz olması gerektiği görüşünde.