Karışık bir karşılık değişikliği

Kurların üzerindeki baskının arttığı bir süreçte, bankaların kullanılabilir döviz varlıklarını ellerinden almak iyi bir fikir mi?

Merkez Bankası’nın sert döviz müdahalesi ve faizleri sıkılaştırması ile birlikte ocak ayı başından döviz piyasasında sakinleşme ortaya çıkmış, döviz kurundaki düşüş 21 Şuba’ta dek sürmüştü. Oysa daha sonra açıklanan ocak ayı ödemeler dengesi sonuçlarına bakılırsa aylık cari açığı karşılayacak bir finansman, bir döviz girişi olmadığı anlaşılmıştı.
Bankanın hem döviz araçlarıyla, hem de TL araçlarıyla güçlü müdahalesi sonucu sadece bir sakinleşme sağlandığı görülüyordu. Nitekim 21 Şubattan bugüne dek olan süreçte döviz kurunda bir yükseliş sürecine tanık olduk.
Başkan Dr. Erdem Başçı’nın “2012’de biz TL olarak ABD Doları’nı yeneriz” dediği gün ‘yarım dolar+yarım euro’dan oluşan döviz kuru sepeti değeri 2.15 iken, 21 Şubat günü 2.01 seviyesine düşmüştü. Daha sonra yükseliş başladı ve 21 Mart günü 2.09’a ulaştı.
İşte o günün ertesinde; 22 Mart günü banka yeniden sıkılaştırma penceresini açmaya karar verdi. “İstisnai gün” ilanı başladı. Böylece, repolarda miktar ihaleleri yine geçici olarak terk edildi; geleneksel ihalelere dönüldü. Yüzde 11.5 ortalama faizle gerçekleşen bu fonlama ile doğal olarak maliyetler arttı. Dün itibariyle, bankanın piyasaya verdiği kabaca 40 milyar liranın ortalama maliyeti, önceki haftaya göre 2 puan yükselerek yüzde 7,50’den yüzde 9,50’ye geldi.
Döviz girişinde bir yavaşlama olduğu çok açık. Bu eğilim devam ederse Merkez Bankası’nın döviz satım ihaleleri açmaya başlaması sürpriz olmayacak.
Bunlar olurken, Merkez Bankası dün bir dizi karar daha aldı; döviz cinsi yükümlülükler için bankaların tutması gereken zorunlu karşılıkların, altın olarak tutulabilecek bölümünü yüzde 10’dan sıfıra çekti. Yani döviz karşılıkları için altın yatırabilme seçeneğini sonlandırdı. Ancak TL yükümlülükler için tutulabilecek altın karşılık oranını yüzde 10’dan yüzde 20’ye çekti.
Böylece olasılıkla bankalar, döviz için tuttukları altın karşılıklarını TL için tuttukları karşılıklara kaydıracaklar; kullanılabilir TL fonları 6.1 milyar artacak. Ancak 1.3 milyar dolar yeni döviz karşılık yatırmak zorunda kalacaklar. Bankalar halihazırda Merkez Bankası’ndan kabaca 40 milyar TL borçlandığı için, TL likidite durumları ve maliyetleri fazla değişmeyecek. Ama kullanılabilir dövizleri azalacak.
Merkez Bankası’nın da, bu karar sonucu elindeki altın karşılık miktarı değişmeyip artabileceği gibi, döviz rezervleri de 1.3 milyar dolar artacak. Zorunlu karşılık kompozisyon değişikliğinin tek bir sonucu var; Merkez Bankası’nın döviz rezervi artışı sağlaması.
Peki, tam da kurların üzerindeki baskının arttığı, bunun da enflasyona baskı yaptığı bir süreçte, bankaların kullanılabilir döviz varlıklarını ellerinden almak iyi bir fikir olabilir mi? Hayır. Merkez Bankası’nın elindeki döviz rezervini güçlendirmek; piyasadaki döviz arzını azaltarak, bankaların elindeki rezervlerin alınmasıyla yaşama geçiriliyorsa pek doğru bir hamle sayılmaz. Bankaların önümüzdeki dönemde TL’den çok, dövize ihtiyacı olacağını unutuyoruz.