Kelebek etkisinden kusursuz fırtınaya  

Çin, Brezilya, Türkiye ya da Rusya'da basit ve sıradan siyasi ya da mali piyasa gelişmeleri, günü geldiğinde küresel ölçekte fırtınalara neden olabiliyor.

Küresel ekonomide en öncü sayılabilecek gelişmeler küresel mali piyasalarda yaşanabiliyor. Küçümsenen, önemsenmeyen gelişmelerin ‘kelebek etkisiyle’ kusursuz fırtınaların kapısı aralanabiliyor. Çin, Brezilya, Türkiye ya da Rusya’da basit ve sıradan siyasi ya da mali piyasa gelişmeleri, günü geldiğinde küresel ölçekte fırtınalara neden olabiliyor.

New York borsası, Cuma günü 530 puan (yüzde 3.1), haftalık bazda ise yüzde 5.8 düşüşle kapadı. 2008-2009 krizi döneminden bu yana haftalık 1000 puanı aşan düşüş görülmemişti. Tüm bunun ardında, tabii ki Amerikan Merkez Bankası FED’in faiz artırma eşiğinde olması var; ancak, Çin ve diğer gelişen ülkelerdeki gelişmeler de bu sert düşüşün önemli nedenleri arasında sayılıyor.

1980’li yıllardan beri yıllık yüzde 9’a yakın bir ortalama büyüme tutturan Çin ekonomisinin, özellikle gölge bankacılık sistemi ve konut balonu nedeniyle ‘sert inişe’ geçebileceği çok uzun bir süredir tartışılıyordu.

Hazirandan bu yana Şanghay borsasındaki düşüş kesintisiz devam ediyor. Kayıplar yüzde 30’u buluyor. Asıl önemlisi, Nomura ekonomistlerinin hesabına göre Çin’den temmuzdan bu yana 190 milyar dolar çıktığı hesap ediliyor. Çin, işte bu gelişmeler ışığında; parası değerlenirken değil ama parası değer kaybetme eşiğindeyken yuan kurunun belirlenmesini piyasaya endeksli hale getiriverdi. Doğal olarak yüzde 3’lük bir değer kaybı oluştu. Bunu, ‘devalüasyon yaptı’, ‘kur savaşına giriyor’ diye değerlendirenler olsa da, hem spekülatif atakları kuru esnek hale getirerek karşılamak, hem de orta vadede parasını konvertible hale getirmek için adım attığı da çok açık.

Cuma günü Wall Street’te sert düşüşün en önemli malzemesi, zaten bu mali çalkantılar içindeki Çin’in reel ekonomisine dair, imalat sanayinde Mart 2009’dan bu yana en sert yavaşlama sinyali idi.

Diğer önemli neden; gelişen ülkeler liginde yaşananlar. En başta Türkiye, Brezilya ve Rusya’nın parasında ve mali piyasalarındaki sarsıntıların, ‘gelişen ülkelerde yeniden 90’lara mı dönüldü?’ temalı kaygıları ön plana çıkarıyor. Bu üç ülkenin ortak özelliği, FED’in faizleri yükselteceği ve sermaye akımlarının geri dönüyor olacağı bir döneme ‘seyrederek’ giren, hesabı sorulamayan yolsuzluk ve rüşvet skandallarıyla çalkalanan, hukukun üstünlüğünün kaybedildiği, otoriter eğilimlerin sergilendiği ülkeler olması. Yine tüm bu üç ülkenin temel sorunu; yaklaşan kusursuz bir fırtınaya hazırlıksız yakalanacak olmaları. Brezilya ve Rusya neredeyse son beş yılda epey yüksek seyreden emtia ve petrol fiyatına sırtını dayayan, şimdi fiyatlar yüzde 60’a yakın düştüğünde de ekonomileri sert biçimde daralacak olan ülkeler. Türkiye ise küresel bol para dönemini, özel kesimin döviz borçluluğunu yükselterek geçiren, bu kuruduğunda da durgun bir ekonomik büyümeye ve zorluklara düşen bir ülke resmi çiziyor.

Şimdiye değin tanık olduğumuz ‘kusursuz fırtınaların’ esintisini taşıyan bir gösterge var; VIX endeksi. VIX, ki ileriye dönük 30 günlük oynaklığı gösteriyor; 2011 Eylül ayından bu yana en yüksek seviyesine çıktı.

‘Kelebek etkisine’ dönersek; içinde bulunduğumuz dönem zaten gelişen ülkeler için zor bir dönem olacaktı, şimdi gelişen ülkelere dair gelişmiş ülkelerde bu yükselen kaygılar nedeniyle mali oynaklığın yükselmesi işimizi daha da zor hale getirecek. Cuma günü kredi dereceleme kuruluşu S&P’nin Türkiye’ye dair yayımladığı notta yazdığı gibi; “Türkiye’nin riskliliğine dair yükselen algı, hali hazırda dış açığını finanse eden dış sermaye girişlerini yavaşlatabilecek, ya da terse çevirebilecektir.”